Sıle Bin Eşyem El Adevi

SİLE B. EŞYEM EL-ADEVI
“Sile b. Eşyem büyük sahabilerden ilim almıştır. Onların güzel hasletlerini ve ahlâklarını da almıştır.
-El-Isbehanî-
Sıle b. Eşyem el-Adevî geceleri İbadet eden abidlerden gündüzleri savaşan kahramanlardan birisiydi…
Dünyaya karanlık çöküp herkes yatağına girince o kalkar güzelce abdest alır namazına durur, Rabblne duyduğu sevgiden dolayı kendinden geçerdi.
Ruhunda, kâinat hakkmdaki görüşünü aydınlatan, ufuklardaki Allah’ın delillerini gösteren İlahî bir nur parlardı.
Ayrıca o sabahleyin Kur’an okumaya düşkündü.
Gecenin üçte biri gelince Kur’an cüzlerine sarılır…
Güzel sesiyle Allah’ın apaçık ayetlerini okurdu.
Baz en, Kur’an’da, bütün kalbini saran ve Allah korkusundan dolayı aklını başından alan bir tat bulur…
Bazen da Kuran’a, gönlünü sarsan bir huşu duyardı.

Sile b. Eşyem bu ibadetini hiç İhmal etmemiştir…
Bu konuda onun gidip gelmesiyle çalışıp çalışmaması arasında fark yoktu.
Ca’fer b. Zeyd şöyle anlatır:
Fethetmek ümidiyle Kabil1 şehrine yapılan bir akında müslüman ordularından birisiyle gittik.4061 Afganistan’ın başşehridir. Kabîl nehri kenarındadır.Orduda Sile Ibn Eşyem de vardı.
Yolda olduğumuz sırada karanlık çökünce askerler mola verdiler, bir şeyler yiyip yatsı namazını eda ettiler.
Daha sonra biraz istirahat etmek için yüklerini indirdikleri yerlere gittiler…
Sile b. Eşyem’in öbürleri gibi yükünü indirdiği yere gittiğini ve onlar gibi uyumak üzere yattığını gördüm.
Kendi kendime şöyle dedim:
“Ayakları şişinceye kadar namaz kılıp ibadet ettiği söylenen a-dam bu mu?!
Vallahi, ne yapacağını görmek için geceleyin onu gözetleyeceğim.”
Askerler uykuya dalar dalmaz, onun uykudan uyanıp gece karanlığında gizlice askerlerden uzaklaştığını, sık ve gür ağaçlı, yabanî otlarla kaplı, sanki uzun zamandan beri hiç ayak basılmamış bir ormana girdiğini gördüm.
Onun peşinden gittim.
Uzak bir yere varınca kıbleyi tayin edip ona yöneldi, namaz için tekbir aldı ve kendini namazına verdi.
Uzaktan baktım ve onu parlak yüzlü, kalbi ve organları sakin bir şekilde gördüm.
Sanki o yalnızlıkta dostluk, uzaklıkta yakınlık, karanlıkta aydınlatan bir ışık buluyordu…
İşte bu haldeyken, ormanın doğu tarafından üzerimize bir aslan çıka geldi. Onun aslan olduğunu anlar anlamaz korkudan kalbim yerinden oynadı. Ondan korunmak için yüksek bir ağaca tırmandım.
Aslan, namazına dalmış olan Sile b. Eşyem’e yaklaşmaya devam ediyordu. Nihayet birkaç adım uzağında durdu.
Vallahi, aslan ona dönüp bakmadı…
Ona aldırmadı bile…
Sile secdeye varınca, aslan şimdi onu parçalayacak, dedim.
Secdeleri tamamlayıp oturunca, aslan sanki onu inceliyormuşcasına önünde durdu.
Sile selâm verince sükûnetle aslana baktı.
Duymadığım bir söz söyleyerek dudaklarını kımıldattı.Bir de ne göreyim aslan, geldiği yerden dönerek sessizce çekip
gitti.

Sabah olunca kalkıp sabah namazını kıldı. Sonra benzerini hiç duymadığım sözlerle Azîz ve Celîl olan Allah’a hamdetmeye başladı.
Daha sonra da şöyle dedi: “Allahım! Senden beni ateşten korumanı istiyorum.
Benim gibi günahkâr bir kul senden cennet istemeye cesaret edebilir mi acaba?!”
Bu cümleyi tekrar edip durdu. Nihayet ağladı ve beni de ağlattı.
Daha sonra kimse anlamadan orduya döndü… Sanki sabaha kadar uyumuş göründü.
Daha sonra ben de, üzerinde, gecenin uykusuzluğu, beden yorgunluğu ve aslanın korkusu olduğu halde orduya döndüm.
Bunu Allah’tan başka bilen yoktu…

Bütün bunlardan başka Sile b. Eşyem yakaladığı, öğüt verme ve iyiyi hatırlatma fırsatlarını hiç kaçırmazdı.
Bu konudaki metodu, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet etmek, haktan uzaklaşan gönülleri etkilemek ve katı kalpleri yumuşatmaktı…

Bunlardan birisi şöyledir: O yalnız kalmak ve ibadet etmek için Basra dışındaki Beriyye’ye gidiyordu.
Yolda başı boş gezen bazı gençlerle karşılaştı.
Onlar gezip eğleniyorlar, gülüp oynuyorlardı.
O da gençleri dostça selâmlıyor ve onlara: “Büyük bir iş için sefere çıkmaya karar veren ancak eğlenmek ve oynamak için gündüz yoldan geri dönen, gece de dinlenmek için uyuyan kimseler hakkında ne dersiniz?
Acaba onlar yolculuklarını ne zaman tamamlayacaklar ve gayelerine ne zaman ulaşacaklar?!”
Bunu devamlı söyleyip duruyordu.
Onlarla bir defa daha karşılaştı ve onlara aynı sözü söyledi.
Bir genç kalkıp şöyle dedi:
“Vallahi, o, bu sözüyle sadece bizi kastediyor.Gündüzleri eğlenen, geceleri uyuyan biziz.”
Daha sonra arkadaşlarından ayrıldı ve o günden itibaren Sile b. Eşyem’e tabi oldu…
Ölünceye kadar da onunla ilgisini devam ettirdi.

Bunlardan biri de şöyledir: Bir gün o bazı arkadaşlarıyla birlikte bir yere gidiyordu.
Karşılarına bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı çıktı.
Etekleri uzun olan elbisesini, gururlu ve kendini beğenen insanlar gibi yerde sürümeye başladı…
Şile’nin arkadaşları delikanlıya doğru yöneldiler…
Onu azarlamak ve dövmek istiyorlardı…
Sile onlara:
“Bırakın da onun işini ben halledeyim” dedi.
Daha sonra gence doğru yürüdü ve şefkatli bir baba yumuşaklığı ve samimi bir dost ifadesiyle:
“Yeğenim! Senden bir isteğim var” dedi.
Genç durdu ve şöyle dedi:
“Nedir, o, amca?”
Sile:
“Elbiseni kaldırmandır.
Çünkü bu, elbiseni daha temiz tutmak ve Rabbinden daha çok korkmak, Peygamberinin sünnetine daha çok yaklaşmak demektir” dedi.
Delikanlı utana utana:
“Evet, seve seve…” dedi ve hemen elbisesini yukarı çekti.
Sile arkadaşlarına:
“Şüphesiz bu sizin istediğinizden daha iyidir.
Eğer onunla dövüşseydiniz ve ona sövseydiniz, o da sizinle dövüşür ve size söverdi ve elbisesini yerde sürünür bir halde bırakırdı.”

Bir defasında da Basralı gençlerden birisi ona geldi ve şöyle
dedi:“Ey Ebussahbal Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret.” Sile gülümseyerek“Yeğenim! Bana unutamadığım maziyi (geçmişi) hatırlattın.
O zamanlar senin gibi bir gençtim. Resûlüllah’ın (s.a.v.) sahabîlerinden kalanlara geldim ve onlara: “Allah’ın size öğrettiklerinden bana da öğretin” dedim. Onlar bana:
“Kur’an’ı, nefsinin kalkanı ve kalbinin azığı yap.
Ondan öğüt al ve onunla müslümanlara öğüt ver.
Gücün yettiği kadar Azîz ve Celîl olan Allah’a çok dua ef dediler.
Genç ona şöyle dedi:
“Benim için dua et, Allah senden razı olsun.”
O da: “Allah Teâlâ seni baki olanlara rağbet ettirsin…
Fani olanlardan da uzak durdursun…
Sana, gönülleri rahatlatan ve dinde güven kaynağı olan huzuru versin…”

Sile b. Eşyem’in Muaze el-Adeviyye isimli bir amca kızı vardı.
O da Sile gibi tabiî idi.
Muaze, müminlerin annesi Aişe’yle (r.a.) görüşmüş ve ondan hadis almıştı…
Daha sonra el-Hasenü’l-Basrî onunla görüşmüş ve ondan hadis dinlemişti. O müttaki, abid ve zahid bir kadındı…
Genellikle geceleyin şöyle derdi:
“Belki bu benim son gecem olabilir.” Bu yüzden sabaha kadar uyuyamazdı…
Gündüze kavuşunca da şöyle derdi:
“Belki bu, benim son günüm olabilir.” Bu yüzden de akşam o-luncaya kadar huzursuz olurdu.
Kışın, soğuk, uyuma isteğine mani olsun ve ibadetini kesmesin diye ince elbiseler giyerdi.
Geceleri, namaz kılmak ve Kur’an okumakla geçirirdi.
Uyku bastırdığında kalkar, evin içinde şöyle diyerek dolaşırdı:
“Ey nefis! Önünde uzun bir uyku var. Yarın, kabirdeki uykun u-zun sürecektir…. Ya pişmanlıkla, ya da sevinçle.
Ey Maaze! Kendin için, bugünden, yarın öyle olmanı istediğin şeyi seç.”Sile b. Eşyem aşırı ibadet ve zahidliğine rağmen peygamberinin sünnetinden asla ayrılmamıştır.
O, amcasının kızı Muaze’yi kendisine istedi. Muaze’nin gelin geleceği gün, yeğenlerinden biri onun hizmetini gördü.
Onu hamama götürdü. Daha sonra onu kokular sıkılmış bir evde zifafa soktu. Damadla gelin biraraya gelince, Sile sünnet olan iki rekat namazı kılmaya başladı. Muaze de kalkıp ona uydu. Namazın etkisine kapılıp sabah oluncaya kadar birlikte namaz kıldılar.
Sabah olunca, yeğeni onun yanına geldi ve şöyle dedi:
“Amca! Sana amcanın kızı gelin olarak geldi. Ama sen onu bırakıp bütün geceyi namaz kılmakla geçirdin.”
Ona şöyle cevap verdi:
“Yeğenim! Dün, sen beni cehennemi hatırlatan bir eve soktun… Daha sonra, cenneti hatırlatan başka bir eve soktun. Sabaha kadar devamlı onları düşündüm.”
Delikanlı: “Amca! Bu nasıl oluyor?” dedi.
Sile: “Beni hamama götürdün. Onun sıcağı bana, cehennemin sıcağını hatırlattı. Sonra beni, gelin evine götürdün, onun kokusu, bana cennetin kokusunu hatırlattı…”

Sile b. Eşyem sadece çok dua eden, çok tövbe eden, abid ve zahid değildi, ayrıca o güçlü bir yiğit ve mücahid bir kahramandı.
Savaş meydanları ondan daha cesurunu, daha güçlüsünü ve kılıcı daha çok işleyen birisini tanımamıştır…
Öyle ki müslüman komutanları onu kendi ordularına almada yarışa girerlerdi.
Komutanların her biri, onun cesaretiyle arzu ettikleri büyük zaferi elde etmek için onu askerleri arasına almak isterlerdi.

Ca’fer b. Zeyd anlatmaktadır:
Bir savaşa çıktık. Beraberimizde Sile b. Eşyem ve Hişam b. A-mir de vardı.
Düşmanla karşılaştığımızda Şile’yle arkadaşı müslüman saflarından fırlayıp mızrak ve kılıçlarla düşman birliklerinin içine daldılar. Ordunun önünde çok etkili oldular.Düşman komutanlarından birisi diğerine şöyle dedi:
“Bütün bunları başımıza getiren iki müslüman askeridir. Ya bizimle tamamı savaşsaydı, halimiz nice olurdu?!
Müslümanların istediklerini kabul edip onlara boyun eğelim.”

Hicretin 76. Senesinde Sile b. Eşyem Maveraunnehir ülkelerine giden müslüman ordularıyla birlikte bir savaşa çıktı.
Oğullarından biri yanındaydı.
İki ordu karşılaşıp savaş kızışınca Sile oğluna:
“Yavrum! İleri yürü ve Allah’ın düşmanlarıyla savaş ki ben seni, verilen emanetler yanında kaybolmayan Allah’a kurban etmiş olayım.”
Delikanlı okun yaydan fırladığı gibi düşmanla savaş için fırladı. Şehid olup yere yıkılıncaya kadar devamlı dövüştü.
Babası da onun peşinden gitmekten başka bir şey yapmadı.
O da durmadan dövüştü ve şehid olup oğlunun yanına yıkıldı.

Ölüm haberleri Basra’ya geldiğinde kadınlar Muaze el-Adeviyye’ye taziyeye geldiler.
Muaze onlara:
“Eğer beni tebrik etmeye geldiyseniz, hoşgeldiniz.
Yok, eğer başka bir şey için geldiyseniz dönüp gidin, Allah sizden razı olsun…”

Allah bu asil ve yüce zatların yüzlerini ak etsin.
Allah onlardan razı olsun.
İnsanlık tarihi onlardan daha müttakî ve daha temizini tanımamıştır…11 Sile Ibn Eşyem hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız.
1. Tabakatu Ibn Sa’d, VII/134.
2. Et-Tarîhu’i-kebir, IV/321.
3. El-Küna, 11/13.
4. El-Cerh ve’t-ta’dîl, IV/447.
5. Hılyetu’l-evliya, II/237.
6. Usdu’l-gabe, IV/34.
7. Tarîhu’l-lslâm, 111/19.
8. El-Bidaye ve’n-nihaye, IX/15.
9. El-lsabe, II/200.
10. Halife’nin Tabakat’ına ve Ibnu’i-Cevzî’nin Sıfatu’s-safve’sine bakınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin