Ağlama Ya Fatima Dini Kıssa

AĞLAMA EY FÂTIMA

O Fâtama ki, derinlik, incelik ve zerafet timsâli.. O ki, Müslüman kadınına en büyük bir örnek, tgifcm bahçesinde yetişen en nâdide çiçek…

İki Cihanın Efendisi, her seferden dönüşte, önce nıes* cide girip namaz kılar, sonra biricik kua Fâtma-i Zehra” ya uğrar, onu kucaklar, koklar, sonra da zevcelerinin yanına giderdi…

Allahın sevgilisi yine bir seferden dönmüşlerdi. Âdetleri olduğu veçhile Mescide vanp namaz kıldılar, sonra da Fâtıma-i Zehrâ’nın hanesine geldiler…

Hazret-i Fâtıma (Radıyallahü Anha), mübftrek babasını kapıda karşıladı.: Gözleri sanki bir pınar gibi akıyordu, derhal ve hıçkıra hıçkıra babasının yüzünü gözünü öpmeye başladı.. O kadar derinden ağlıyordu ki. bulut bile böyle ağlamamıştır..

Kâinatın Efendisi:

—    Ey Fâtıma, buyurdu. Niçin ağlıyorsun?

Fâtıma (Radıyallahü Anha), yaralı güvercinler gibi çırpınarak dedi ki:

—    Ey Allahın Resulü!.. Seni rengin solmuş, elbisen eskimiş bir halde gördüm.. Nasıl ağlamam?…

Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

—    Ey Fâtıma ağlama!.. Allah senin babam bir vazifeye memur etti. îstenilse de istenilmese de yeryüzünde insanın yaşayabildiği her yere bu din girip yayılacak.. Benim vazifem de bunu temin için çalışmaktır… (‘)

Evet, O cihanın imdâdına gelen Cenâb-ı Ahmed Rab-binin risaletini tebliğ ile memurdu. Bu yolda nice ezalar ve cefalar çekmişti. Nankör insan nura karşı gözünü kapatıyordu da Varlığın en hayırlısını göremiyordu.. Şimdi dahi göremeyenler var…

Bir gündü… İnsanlığın Efendisi bir sahrada geziniyordu. O an, Zât-ı Nebevilerine bir geyik:

—    Ey Allah’ın Resûlü!..

Diye seslendi… Rahmet Peygamber ona vardı ve dedi:

—    Hacetin nedir?

Geyiğin ayaklan bağlı idi, yanında da bir avcı uyumuş kalmıştı.. Geyik hâlini ve avcıyı göstererek:

—    Ey Deniz huylu Peygamber, dedi. Beni bu avcı tuzaklara düşürdü. Şu dağda iki yavrum var, lütfen iplerimi çözün de gidip yavrularımı emzirip geleyim!..

O herkesin ve her düşkünün Hızır”ı buyurdular ki:

—    Seni salıverirsem, tekrar gelirsin değil mi?

Geyik–

—    Evet, dedi. Seni Hak Peygamber gönderenin hakkı için gelirim!.

Bunun üzerine Allahın Resûlü, o dertlere düşmüş geyiğin iplerini çözdü… Geyik rüzgâr gibi uçarcasına gitti, yavrularını emzirip geldi.. Kara kara gözleri minnetle doluydu…

Tekrar ayaklarım ipe uzattı. Kâinatın Efendisi de bağı takmak için harekete geçti.. Ne var ki, avcı da uyanıverdi…

Gözlerini açıp karşısında Allahın Şerefli Peygamberini görüverince yerinden fırladı:

—    Ey Allahın Besûlü, dedi. Bir emriniz mi var?

Rahmet Peygamber ve şefâat sahibi dediler ki:

—    Bu hayvanı bırakıverseniz!..

Avcı tek kelime söz etmeden hayvanı bırakıverdi; ipten ve tuzaktan canım kurtaran geyik yeşillikler üzerinde hem koşuyor, hem de şu incileri söylüyordu :

— «Şehâdet ederim ki; Allah bir ve sen Allah”ın Resulüsün!..»

Bu gibi hâdiseler Peygamberi Zişân’ın mu”cizelerin-dendir. O”nu, o iki cihanın Saadet Güneşini ağaçlar, taşlar, hayvanlar tanıyordu ve önünden geçtiği taşlar ona :

Beyhakî, Ebû Nliaym, ümmü Seleme”den rivayet etmişlerdir…

—    Esselâmü aleyke Yâ Resülallah!..

Diyerek selâm veriyordu… O”nun mescidinde bir hurma kütüğü vardı.. Çok kere Allahın Resulü ona dayanıp hutbe okurlardı. Bir gün, sahabilerden bir efendi dedi ki:

—    Ey Allahın Resülü, diler misin, sana bir minber yapalım.. Cuma günleri oraya çıkar ve hutbeni halka yöneltirsin!..

Allahın Resülü bu teklifi kabul buyurdular ve mescide bir minber yapıldı.. Ondan sonra da hutbelerini bu minber üzerinde vermeye başladılar.. Ne var ki, yanından ayrıldıkları hurma kütüğü, iniltiler salıvermeye ve sarsılmaya başladı. Peygamberi Zişân”m ayrılığı yüzünden akıl sahipleri gibi ağlayıp inliyordu..

Herkesin haşyet ve dehşet nazarları önünde Allahın Resulü minberden indiler ve mübarek elleriyle kütüğü nıeshederek okşadılar:

—    Ey direk, buyurdular. Ne istiyorsun?

Direk iki Cihanın saf asma dedi ki:

—    Ey cemâline âşık olduğum, canım ayrılığından kan kesildi. Bana dayanıyordun, şimdi beni bıraktın. Hicranın ateşi yüreğimi yakmada, bu hicran gecesinin bir gündüzü olmayacak mı?…

Nebiyyi Âhirzaman buyurdular ki:

—    Ey iyi ağaç, ey sırrı bahta yoldaş olan!.. Söyle, ne istersin? Düersen seni yemişle dolu bir hurma fidanı yapayım ki doğudakiler de, batidakiler de senin meyveni yesinler.. Yahut Allah seni o ebedilik yurdunda bir servi yapsın da ebediyyen terü taze kal!..

Hurma kütüğü:

—    Ey Allahın Resülü, dedi. Ben ebedi olanı isterim. Baki olan ne ise sen bana onu ver…

Ey gafil adam!.. Dinle de bir ağaçtan aşağı kalma!.. Dünya davulunu çalıp duranların eline bir şey geçmez.. Dünya güzeline gönül verenler de sonunda nedâmetle başlarına topraklar saçmışlardır..

Haşan Basri (Radıyallahû Anh) bu hâdiseyi andıkları her zaman ağlar ve şöyle derdi;

— Ey Allahın kullan!. Peygamberin hasretine bir kütük dayanamayıp ağlıyor da, siz insan olduğunuz haidt ne duruyorsunuz?…

Ey kardeş!.. Cenâb-ı Mustafa’nın dini hayat dinidir. Onun cilâsı taşlan ayna yapar.. O nun bir nefesi, Allahın izniyle inleyen hurma, kütüğünün ciğerine merhem olur..

Taş da onunla yüceliğe erer, ağaç da.. O, mübârek elini sürdü diye cümle âlem Hacerü”l-Esved”i öpmek için can atar.

Aliyyülkâri İbni Abbas (Radıyallahû Anh)’dan hıkâ-yet eder:

Cenâb-ı Haklan Nazlı Nebisi, bir gece dışan çıkmışlardı. Avluda, bu güne kadar görmedikleri yabancı bir deve vardı. Peygamber evinin etrafında değirmen taşları gibi dönüp duruyordu…

Allahın Resulü ona doğru yürüdüler. Deve derhal:

—    Esselâmü Aleyke Yâ Zeynelkıyameti, Yâ Resüle Rabbil âlemin!..

Diyerek Rahmet Peygamberi selâmladı…

Allahın Resülü:

—    Ve aleykesselâm, buyurdu…

Deve söze devamla şöyle dedi:

—    Ey Allahın Resulü!. Ben Kureyş”den A”zab isminde birinin devesiyim. Ondan kaçtım, bir vadide gece kaldım; etrafıma toplanan bir sürü vahşi hayvanat: «Ona dokunmayın, ezâ etmeyin, Muhammed”in bineği olacaktır!» diyorlardı… Sabahleyin her nerede olursam, bütün ağaçlar-, beni gördükleri ân:

—    Sen, diyorlardı, Allahın Resûlünün bineğisin!…

Ben bunları duydum, tâ ki buraya geldim. Mübârek

hizmetinle şereflenmek murâdımdır!..

Kâinatın Efendisi ona «Azbâ» ismini verdiler.. Deve! sevinç ve saâdetle:

—    Ey Allahın Resulü, dedi. Senden bir dileğim daha var; ne olur, Cennete giderken de bana r&kip olduğun halde git, ben de seninle ebediyyete ve cennete kavuşayım!..

Nihayetsiz olan Mülkün Seyyidi ve Kevser Havuzunun s&hibi, devenin hacetini kabul ettiler.. Bir Hadis-i Nebevide, on tane hayvanın cennete gireceğinden bahsedilirken, bu devenin de nâmı geçmektedir..

Ey hünerler elde etmek isteyen!.. O”nun pınarına gel de, bin türlü hünerle dol…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin