Bediüzzaman Said Nursi’den Öğüt Dolu Sözleri

1876 Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelen Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri Çok genç yaşlarda iken ilmi, zekâsı, kuvvetli hafızası, cesaret ve dirayeti ile meşhur oldu. Said Nursî, hayatını “Eski Said” ve “Yeni Said” olarak sınıflandırmıştır.Eski Said döneminde İslamiyete siyaset yoluyla da hizmet edilebileceği fikriyle hareket etmiştir. Zamanın gelişen olayları onun bu fikrini değiştirmiş ve siyasetten çekilmiştir.Bütün din ve fen ilimlerini okudu. İstanbul’a giderek Sultan Abdülhamid’e, Doğu nun kurtuluş ve gelişme reçetesi olan din ve fen ilimlerinin okutulması için üniversite kurulması teklifinde bulundu.

5000 sayfalık bir eser olan Risale-i Nur külliyatında, asrımız insanlarının iman problemine ve her türlü tereddüt ve şüphelerine cevap vererek, İslamı severek yaşama şevki sunmaktadır. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, 23 Mart 1960’da Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Biz bu eserlerden sadece Mesnevi-i Nuriye’den, kısa seçmelerde bulunduk. Bu eserde “Bil ki Ey Aziz Kardeşim!” manasında “İlem Eyyühel-Aziz!” hitabı yer almaktadır. Burada yer alan öğütler sadece bir bahçeden bir çiçek sayılabilir. Bu çiçeğin, sizi bahçeye davet etmeye yeteceğini sanıyorum.

Risâle-i Nur’dan Altın Öğütler

✿ “Eğer şu fâni dünyada bekâ istiyorsan, bekâ fenâdan çıkıyor. Nefs-i emmâre cihetiyle fenâ bul ki, bâki olasın.” İman ve Küfiir Muvazeneleri s. 80

✿ “Kâinat hadiselerinden insanın hevâ ve hevesine muhalif olan kısım, muvafık olan kısımdan daha çoktur.” Mesnevî-i Nûriye, s. 199

✿ “Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor.” Mesnevî-i Nuriye, s, 176

✿ “Nefsini beğenen ve nefsine itimat eden, bedbahttır. Nefsinin ayıbım gören, bahtiyardır.” Mektûbât, s.316

✿ “Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.” Sözler, s. 243

✿ “En büyük hata, kendini hatasız zannetmektir.” Tarihçe-i Hayat, s.63

✿ “İnsan hodgamlık (kendini beğenme) ile öyle insan olur ki heves ve ihtirasına mani her şeyi, hatta elinden gelse dünyayı harap ve nev-i beşeri mahvetmek ister.” Hakikat Çekirdekleri, 9 15

✿ “Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana mal eder.” Muhakemât, s.20

 “Büyük görünme küçülürsün.” Sözler

✿ “Sıgar-ı nefs, tekebbürün menbaıdır, zaaf gururun madenidir. Arz muhalefetin menşeidir.” Sözler, Mektubat

✿ “Hırs şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahru-mi-yettir.” Mektûbât

✿ “Kâmillerde büyüklük mikyasıdır küçüklük, nâkıslar-da, küçüklük mizanıdır büyüklük.” Sözler

✿ “Eğer malı çok seversen, hırs ile değil, belki kanaat ile malı talep et, tâ çok gelsin.” Mektûbât

✿ “Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit, rekabet mikrobu oynamaya başlar.” Mesnevî-i Nuriye

 “Haklı olsa, haksız olsa, münakaşa eden haksızdır; bir dirhem hakkı varsa, bin dirhem bizlere zararı dokunabilir,” Şuâlar

✿ “Yalan; yalan bir lafz-ı kâfirdir.”Sözler

✿ “Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun? Ve nereye sevk olunuyorsun? Dünyanın bin sene mes’udâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatının; ve o cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat ru’yet-i cemaline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelâl’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun… Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.” Mektûbât, Asâ-yı Musa.

✿ “Umuma el atmak, umumu terk etmektir.” Muhakemât 233

✿ “Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir, ömrünü bir dakika bile boşa geçirmezdin.” Son Şahitler

✿ “Memuriyet ve emirlik, reislik değil, millete hizmetkârlıktır.” Emirdağ Lâhikası

✿ “Devlete intisap hizmet içindir. Maaş kapmak için değildir.” Bilinmeyen Yânlarıyla Bediüzzaman Said Nursi,

✿ “İman hizmeti, imanı hakaiki, bu kâinatta her şeyin fevkindedir. Hiçbir şeye tâbi ve âlet olamaz.” Tarihçe-i Hayat

✿ ‘’Lillah, Livechillah, Lieclillah rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.’’ (Lem’alar Üçüncü Lem’a 23)

✿ ‘’Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ederim ki; beni bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.’’ (Barla Lâhikası 141)

 ‘’Lezzet-i hizmet-i imaniye her kederi unutturur.’’ (Barla Lâhikası 144)

 ’Sultan-ı kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir.’’ (Mektubat Yirminci Mektup 219)

✿ “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.’’ (Sözler, Birinci Söz)

✿ “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.’’ (Mektubat)

✿ “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder.’’ (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)

✿ Cihad, merteb-i şehadetin merdivenidir

✿ Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum.

✿ Ya Rabbi! Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!

✿ Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.

✿ Madem bu dünya geçici bir imtihan meydanıdır, imtihanda rahat olmaz.

✿ Bu dünya bir karalama defteridir.

✿ Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor  ki, nihayet derecede muntazam şu memleket (kâinat) hâkimsiz olur?

✿ Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır.

 Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.

✿ Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

✿ Cihad, merteb-i şehadetin merdivenidir

✿ Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.

✿ Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.


Bediüzzaman Said-i Nursi’den Öğütler

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve zinetleri; halikımızı, mâlikimizi ve mevlamızı bilmediğimiz takdirde, cennet de olsa cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle zevk ettim. Bilhassa şefkatin ateşini söndürecek ‘marifetullah’tan başka bir şey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra dünya lezzetlerine iştah olmadığı gibi cennete bile iştiyak geri kalır.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

İnsan yaşayış vaziyetince bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. Arz sefinesi (dünya gemisi) de sür’atle giderken “temerrü merre’s-sehâb (bulutun geçmesi gibi geçiyor)” âyetini okuyor. Sefine-i arz sür’atle yüzerken dünyanın gayrimeşru (helal olmayan) lezzetlerine uzatdan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma!

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Allah’a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da her şey Allah’ın mülk ve malı olduğunu iman ve iz’anla olur.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Bu küre-i arz (dünya) misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar amele gibi o misafirhanenin çeşitli işlerinde ve tezyinatında çalışırlar.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim !

Dünyada sana ait çok emirler var. Ama ne mahiyetinden ve ne âkibetlerinden haberin olmuyor.

Biri cesettir. Evet, cesedin genç iken lâtif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder (dönüşür).

Biri de hayat ve hayvanattır. Bunun da sonu ölüm ve zevaldir.

Biri de insaniyettir. Bu ise zeval ve beka arasında müte-reddiddir. Dâim-i Bakî’nin zikri ile muhafazası lazımdır.

Biri de ömür ve yaşayıştır. Bunun da hududu tayin edilmiştir. Ne ileri ve ne de geri bir adım atılamaz. Bunun için elem çekme, mahzun da olma. Tahammülünden âciz, tâkatinden hariç olduğun tûl-u emel yükünü yüklenme!

Biri de vücuttur. Vücut zaten senin mülkün değildir. Onun mâliki ancak Mâlikü’l-Mülk’tür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakiki’nin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun. Ümitsizliği intaç eden hırs gibi… Biri de belâ ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamla-
rı yoktur. Zevalleri düşünülürse zıtlan zihne gelir, lezzet verir.

Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, vücudunu mucidine feda et, mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü feda etmediğin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya onun malı olduğundan yine ona rücû eder.

Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise kısmete bağlıdır. Talebinde sıkıntıya düşer. Ve sür’at-i zevali itibariyle aklı başında olan, onları kalbine alıp kıymet vermez.

Dünyanın akıbeti ne olursa olsun lezâizi terk etmek evladır. Çünkü akıbetin ya saadettir; -saadet ise şu fani le-zâizin terkiyle olur.- Veya şekavettir; ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyini ve süslendiril-mesinden zevk ve lezzet alabilir mı?

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Dört şey için dünyayı kespen (kazanmakla) değil, kalben terk etmek lâzımdır.

1. Dünyanm ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve gurû-ba gider. Zevalin elemiyle visalin lezzeti zeval buluyor.

2. Dünyanm lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nispetinde elemi de vardır.

3.
Seni intizar etmekle ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey orada çirkindir.

4. Düşmanlar ve haşerât-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahâzâ, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin.

Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel Allah’ın davetine icabet et.

Bil ki Ey Aziz Kardeşimi

Kabir, âlem-i ahirete açılmış bir kapıdır. Arkası rah-mettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı, dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusül lazımdır. Yoksa onlar istikraz ile istikrah edeceklerdir. Eğer, Imam-ı Rabbani Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh Incil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed, Kur’an’da Muhammed ismiyle müsemma iki cihamn güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmedler ile muhat olarak sakindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatadır.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Şu esaslara dikkat lazımdır:

1. Allah’a abd olana her şey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.

2. Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.

3. Mülk Allah’ındır. Sende emaneten duruyor. O, emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa meccânen zail olur, gider.

4. Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zailsin. Dünya da zaildir. Halkın dünyası da zaildir. Kâinatın şu şekl-i hâzırı da zâildir. Bunlar, saniye, dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.

5. Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!

Bil ki Ey Aziz Kardeşim !

Aldı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulaklarının üstünde tulü etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sard-mış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahazâ, ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bakiden hiç haberin yok. Ölüm sekerâtı uyandırmadan evvel uyan!Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Kur’an-ı Kerim okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin.

1. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselam nübüwet kürsüsüne çıkıp nev-i beşere hitaben Kur’an’m âyetlerini tebliğ ederken, kıraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağım o zamana gönder. O fem-i mübarekinden çıkar gibi dinlemiş olursun.

2. Veya Cebrail aleyhisselâm Hazreti Muhammed’e (a.s.) tebliğ ederken her iki hazretin arasmda yapılan tebliğ vaziyetini dinler gibi ol.

3. Veya Kâb-ı Kavseyn makamında yetmiş bin perde arasında Mütekellim-i Ezelî’nin Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselam’a olan tekellümünü dinler gibi hayalî bir vaziyete gir!

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Senin iktidarın kısa, bekân az, hayatın mahdut, ömrünün günleri mahdut ve her şeyin fanidir. Öyle ise şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fâni olmasm. Baki şeylere sarf et ki, baki kalsın!

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Hâlik’ım razı etti isen, halkın nzasını tahsile lüzum yoktur. O kâfidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takip etmekle şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de
mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam, sultanı razı etmişse o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamâfih, yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim !

Basar masnuatı görüp de basiret Sâni’i görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü o halde Sâni’in manen, kalben görünmemesi ya basiretin fîkdamndandır veya kalp gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan meseleyi azametiyle kavrayamadığmdandır.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, inşam ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

1. Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.

2. Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.

3. Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere maruz kalmaktır. Öyle ise bu gaflet ve nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki, Allah seni görmesin. Veya sen onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fâniyeye ihtimam ve dâimeden tega-fül edeceksin?

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haş-re, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümâtı dağıtacak bir nur ve bir erzak lazımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur’an’ın güneşinden, Rahman’ın hâzinesinden tedarik edilebilir.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

İnsan bir yolcudur. Sahabetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatm levazı-matı Malikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazı-matı cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı dünyeviye’ye sarf ediyor. Hâlbuki o levâzımattan lâakal onda biri dünyevi hayata, dokuzu hayat-ı bakiye’ye sarf etmek gerektir.

Ey insan! Rahm-i maderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz nzık-lar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana! Her bahar mevsiminde sath-i arzda yaratılan envâ-i erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına götürüp sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri kopanp yemek zahmet midir? Allah insaf versin.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Ücret alındığı zaman veya mükâfat verildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hatta tembel adam çalışkanı sever, zayıf olan kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasın ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

İnsanın Cenab-ı Hakk’tan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur. Bilakis daima şükret meye medyundur. Çünkü mülk onundur, insan onun memlûküdür.

Bil ki Ey Aziz Kardeşimi

Mahlûkatın en zâlimi insandır. İnsan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmet ve menfaati olan şeyleri sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Yarın seni zillet ve rezaletlere terk edecek olan dünyanın sefahetlerini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet makuse olursa, kaziyye makuse olur.

Bil ki Ey Aziz Kardeşim!

Ey nefs-i emmâre! Katiyyen bil ki, senin hususi, ama pek geniş bir dünyan vardır ki, âmâl, ümit, taallukât, ihti-yacât üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek
direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Hâlbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülasa, esastan fasit ve zayıftır. Daima harap olmaya hazırdır.

Evet, bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil, Ancak et ve kemikten ibardt bir şeydir. Ani olarak senin başma yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak, zaman-ı mazi senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabir arasındasın, artık sen bilirsin.

Arkadaş! Bildiğimiz, gördüğümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyaları hâvidir. Çünkü her insanın tam manasıyla hayali bir dünyası vardır. Fakat öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyameti kopar.

Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakk’ın ebedî ve sermedi olan dârüsselâm davetlisi olan mahlukatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur.

Ey arkadaş! İnsan başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak onun da bütün harekât ve ef’ali yazılıyor, tespit ediliyor. Ve amelinin neticeleri hıfzediliyor ki, mahkeme-i kübrada ona göre derece alsın. Hülasa, her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izindir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin