Şems-i Tebrizi Kimdir ve Mezarı Nerdedir

İlâhî bir şevkle KONYA’da Mavlâna’yı bulan, ona mâna ve kemal âleminin geniş ufuklarını gösteren, onu erdiren, olduran, pişiren TEBRÎZ’li Şemseddin Muhammed’in hayat safhaları gibi KONYA’dan gayıp oluşu da çok meçhullu bir muadele olmaktan henüz çıkmış değildir.

Bilhassa onun kayboluşu; 20 nci asır ilminin istediği gibi tesbit edilmiş ve billurlaşmış değildir. En galip ihtimal onun bir suikaste kurban giderek öldürülmüş olmasıdır. Bu suikasdi Mevlâna’mn ortanca oğlu Alâ-ed-ditt Çelebi hazırlamıştır. Bilgili, çok yakışıklı, görenleri ve bilhassa kadınları İlk bakışta kalplerinden fetheden Alâ-ed-din Çelebinin bu fena âkıbeti hazırlamakta kıskançlığın mühim tesiri olmuştur.

Büyük bilgin, ergin, halkçı Mevlâna’yı; din mezhep ayırt etmeksizin bütün KONYA seviyordu. Tedris halkasından faydalanan talebesi, vaazlerin-den nasiplerini alan müslimanlar, hikmetli müsahabelerine doyamayan keşişler, hiristiyanlar, yahudîler, esnaf, pazar halkı herkes onu arıyorlardı.

Mevlâna; Şemsin mâna projoktörlerinin aydınlattığı geniş yollarda Zevahir dünyasını kaybetmişti. Alâyişe, şöhrete, tantanaya arkasını çevirmişti. Şems; O’nu yolunun icabına göre imtihan ediyordu. O’nu ellerinde destilerle şarapçıya gönderiyordu. Mevlâna taşlanıyordu, Levm ediliyordu. Evinde yetiştirdiği, terbiye ettiği Kimya ismindeki pırlanta gibi güzel kızı Şems istemişti. Buna nikâhlamıştı. Mevsim kıştı. Mevlâna; ailesi ile medresede oturuyordu. Medresenin (Tabhana – dinlenme yeri) nin ortasına bir perde çekerek burasını Şems’e terketmişti. Alâ-ed-din çelebi anasının babasının elini öp-miye gelirken Şems’in bulunduğu tabhane perdesinin önünden geçerdi. Şems> harem edeplerine uyulmasını istiyordu. Bu bir çeşit kıskanmakla da ifade edilebilir.

SÎPEHSALAR bu hususta der ki :

( Mevlâna’nın ortanca mahdumları olup güzellikte, letafette, ilmü fazılda dünyanın en naziki olan Hazreti çelebi Alâ-ed-din peder ve vâldesinin mübarek ellerini öpmek için her geldiği vakit sofanın sahnından geçerek dinlenme yerine giderdi. Mevlâna Şems-ed-din’in velâyeti gayreti cuşe geldi. Bir kaç defa ona şefkat ve nasihat yollu :

— Ey göz nuru !.. Gerçi için ve dışın adâb ile süslüdür. Amma bundan sonra bu evde hesaplı hareket etmeniz lâzım !.. dedi.

Bu söz ona ağır geldi. Zaten Sultan Veled hazretleri hakkında Şems’int fazla inayeti ve muhabbeti onun hatırını bulandırıyordu. Buna Şems’in bı* ihtarı da eklenince dışarıya çıktı. Keyfiyeti bir taifeye anlattı. Onlar da fırsatı ganimet bilerek içlerindekini dışarıya vurdular, ve «— Tuhaf şey !.. Yabanî; Hudavendigâr’m evine girmiş, ev sahibinin gözbebeğini kendi evine sokmuyor !…» dediler.

Velhasıl bunlar fırsat buldukça hazret-i Şems’İ istihfaf ederler, onu incitecek hareketlerde bulunurlardı.

Şems; bir zaman bu gurubun hareketlerini, lütuf ve ihsanları ve hilim-leri sebebiyle Hudavendiğar’a açmadılar. Artık tecavüzler haddini aşıyordu* Sultan Veled’e bunlar hakkında kısa bilgi verdikten sonra dedi ki :

— Malûm olsun ki bu defa bu taifenin hareketleri sebebiyle öyle bir gaip olacağım ki benim isrimi bir kimse bulamaz. )

(Ve hem o müddet de birden bire kayboldular. Hazret-i Hudavandiğar sabahleyin medreseye geldiler, yerini boş bulunca bulutlar gibi coşup Sultan Veled’in halvet yerine giderek bağırdılar :

— Beha-ed-din ne uyuyorsun, kalk şeyhini ara!… zira yine can burnumu onun güzel kokularından hali buluyorum!…

Bir hayli müddet onun vucudu şeriflerini aradılar, Sordular, o taifeden ümidini kestiler, Nazarlarını onların özerinden kaldırdılar. Gece ve gündüz onun ayrılığı ile gazeller söylediler, âkibet o vaktin kutbunun gaip oluşunu hazırlıyanlar ve teşvik edenler tedip sillelerini yediler. Onun inayetinden mahrum kaldılar. Birçok aramadan sonra Hudavendigâr; ŞAM’a gitti. Orada onu aradılar, bulamayınca KONYA’ya dönüp yine semâ ile, hakayıkı neşr ile, kalberini tasfiye ile meşgul oldular.) (1)

SİPEHSALAR’ın ifadesinde Şems’in öldürüldüğü, yok edildiği ve sonra cesedinin bir kuyuda bulunarak bir yere gömüldüğü hakkında bilgi yoktur.

Kendisinden sonra Mevlâna’nm menakibini yazan Eflâkî’de Sipehsa-larin verdiği bilgiyi teyid eden ve kuvvetlendiren malûmat vardır.

Mevtana Şems’in arzusu üzerine Kimya’yı kendisine nikâhlamıştı. Kimya bir defasında kendisine darılarak Meram bağlarına gitmişti.

Mevlâna; medresedeki kadınlara :

— Haydi gidin !… Kimya Hatun’u buraya getirin. Mevlâna Şems-ed-din-in gönlü ona bağlıdır!., demiştir.

Eflâki; Mevlâna Şems-ed-din’in kadınlar hakkmdaki bir görüşünü de şöyle anlatmıştır:

«Sultan Veled’dcn nakledilmiştirki: Bir gün Mevlâna Şems-ed-din iyi ve namuslu kadınlan övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında:

— Bununla beraber bir kadına arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birden bire dünya üzerine düşşe ve yer yüzünde intiaza gelmiş (Kalkmış) bir tenasül âleti görse deli gibi kendini oradan aşağı atar bu âletin üstüne düşer. Çünki kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur.» (2)

Eflâk!; Sultan Veled’in naklettiği bu haberden sonra şunları yazmaktadır :

«Yine nakledilmiştir ki: Mevlâna Şems-ed-din’in nikâhlısı olan Kimya hatun çok güzel ve iffet sahibi bir kadındı. Bir gün kadınlar Şems’den izin almaksızın Sultan Veled’in büyük annesi ile birlikte Kimya hatunu gezmek Kaksadı ile bağa götürdüler. Birdenbire Mevlâna Şems-ed-din eve geldi. Onu bulamadı. Sultan Veled’in büyük annesi ile birlikte kadınların onu gezmiye götürdüklerini söylemişlerdi.

«Mevlâna Şems fena halde kızdı. Kimya hatun eve gelince hemen boym, tutuldu, kuru bir odun gibi hareketsiz kaldı. Üç gün feryad-ü figan edip öteki dünyaya göçtü. Mevlâna Şems de Kimya hatun un ölümünden yedi gün geçtikten sonra 644 şabanında tekrar ŞAMA gitti. » (1)

Mevlâna Şems; Kimya’y* çok seviyordu.

Sipehsaların ve Eflakinin sözlerinin gelişinden anlaşılıyor ki onu çok kıskanıyordu. Bilhassa Çelebi Alâ-ed-din’den…

Kimya’nm ölümü Şems’in muhalifleri arasında geniş tepkiler uyandırmıştı :

— Adam nihayet zavallı Kimya’yı da öldürdü !.. diyorlardı. Kıskançlar Şems’e karşı olan baskılarını arttırmışlardı. O da KONYA’dan ayrılmak mec-

Lburiyetinde idi. Mevlâna Şems’in bu; KONYA’dan ikinci gidişi idi. Mevlâna; kbu ayrılıştan da çok müteessir olmuş, yanıp yakılmıştı. Hüzünlü şiirler, ggazeller söyledi. Nihayet oğlunu bol para ile bir heyetle ŞAM’a gönderdi Şems; Sultan Veled’le beraber 645 yılı Muharreminin başlarında (8-Mayıs-§1247 de) KONYA’ya gelmiş ve sevenleri tarafından parlak bir şekilde karşılanmıştı. Bu Şems’in KONYA’ya ikinci ve son gelişi idi. Kıskançlar, tez-virciler yine faaliyete geçtiler :

H’— Yine geldi !… dediler.

Kimya’nın ölümü de, muhalifleri idare eden Çelebi Alâ-ed-din’in gay-zini arttırmıştı. Kalbindeki gizli ateşi körüklemişti.

Mevlâna Şems’in vucudu izale edilmeli idi.

Mevlâna Şems bu defa da KONYA’dan 645 yılı Recebine (1244 yılı Kasım) a kadar ancak yedi ay kadar kalabilmişti.

Devr’in en yakın adamı Sipehsalar bu hususta kati bir şey söylemez, öldürüldü mü, korkutularak KONYA’dan uzaklaştırıldı mı ?.

Eflâkî onun öldürüldüğünü açıklıyor. Diyor ki :

( Yine şeyhimiz âriflerin sultanı Çelebi Ârif hazretleri, kendi annesi Fatma hatun’dan rivayet etdi ki : Mevlâna Şems; şehitlik derecesi ile müşerref olunca o alçaklar onu bir kuyuya atmışlar. Sultan Veled hazretleri bir gece Mevlâna Şems’i rüyasında görmüş. Şems; rüyasmda ona :

— Filân yerde uyumuşum !… dedi. Sultan Veled gece yansı kendisi ile içli dışlı olan müridlerini topladı. Hep birlikte gidip Şems’in mübarek vücudunu dışarı çıkardılar. Gül suyu, misk ve anber sürerek MEVLÂNA’NIN MEDRESESİ’nde : medresenin mimarı Emir Bedr-ed-din’in yanma gömdüler. Bu kimsenin bilmediği bir sırdır.) (2)

Eflâk! bunu hikâye etmeden evvel bazı arkadaşlarmdan duyduğu başka bir haberi şöyle nakleder :

( Mevlâna Şems; cemaattan darbe yedikten sonra kaybolduğunda söz birliği ediyorlar. Bazıları onun büyük Mevlâna’nm yanında gömülü olduğunu rivayet ederler. )

Eflâkî has isimleri ve bilhassa adaşları biribirine karıştırmakta rekor derecesinde hafıza ve muhakeme kıtlığına sahip bir mevlevı muhibbidir (1).

Biz bu kitabımızda (Hoca Fakih ve Şeyh Alaman ) türbelerini yazarken istettiğimiz gibi o iki Hoca fakihi biribirine karıştırarak ilim âlemini asırlarca dalâlete düşürmüştür. Eflâkî; Mevtâna Şems’in yok edilmesinden 109

sonra kitabını tamamlamıştır. (2)

O tarihlerde KONYA’da bir MEVLÂNA ŞEMS TÜRBESİ bu-iuumadığı muhakkaktır. Olsaydı onun nerede gömülü olduğu hakkındaki riayetleri ya nakletmezdi veyahut etsede ŞEMSÎN TÜRBESİ şimdi şuradadır !. derdi. Mevİâna; oğlu Çelebi Alâ-ed-dîn’in cenaze namazında bulunmamıştı. Ona dargın ve küskündü. Eflâkî; Mevlâna’mn çocuklarını sayarken der ki:

«İkincisinin adı Alâ-ed-din Muhammed idi. Bu İkincisi bir takım cahillerle birleşerek Mevtâna Sems-İ Tebrizî’ye kasdedip babasına âsi oldu.» (3)

Başka yerde de Mevİâna; babasının kabrini ziyaret ve dua ettikten ve bir saat murakabede kaldıktan sonra küskün olduğu oğlunun mezarının başına gelmiş ve Fahr-ed-dîn Muallim’den divit kalem istiyerek sandukasının özerine bir beyit yazdıktan sonra (4) şunları söylediğini yazıyor :

«— Gayb âleminde gördümki mürşidim Mevİâna Şems-ed-din-i Tebrizî; Çölöhi Alâ-ed-din ile sulh oldu. Ve ona bağışlayıp şefaat etti. Ve rahmet edilenlerden oldu !…» (5)

Bu gün MEVLÂNA TÜRBESİ’nin içinde Şems-i Tebrizf’ye nisbet edilen bir makam bulunduğunu söylerler. Ve kitabesiz bir mezar da gösterirler. Ba Makamın burada gömülü bulunan Mevlânanm çocuklarının ana bir kardeşleri yani üvey oğlu olan ve 629 H. yılında ölen Emîr Şems-ed-dincin adından galat olarak mı söyleniyor, yoksa Eflâkî’nin rivayetine dayanılarak mı söyleniyor

Bizce bu; Eflâkî’nin isim karıştırmaktaki hatalarından doğmuş bir yakıştırmadır.

Kitabeyi okuyanlar bunun Şems-i Tebriz! olmadığını görünce burada bir makam vardır şeklinde tevile sapmışlardır.

Eflâkî’nin ikinci haberi yani Şems’in ( Mevlânanm medresesinde medresenin mimarı Emir Bedr-ed-din’in yanında gömülü olması) hakkmdaki bir rüyaya dayanan haberi de isim benzerliğinden yapılmış kocaman bir hatadır.

İlim âlemine ilk defa bu kitabımızla sunduk ki MEVLÂNA MEDRESESİNİ Gühertaş Bedr-ed-din 630 H. 1232 M. yılında yaptırmıştır. Güher-taş mimar değil Alâ-ed-din Keykubad’m lalası, dizdar ve saray-ı has emîri idi.

655 H. 1257 M. yıllarında ölmüştür. Türbesi Karaaslandadır. (1)

Şems-i Tebrizî’nin kaybubeti, ölümü 645 H. 1247 M. yılında olduğuna göre henüz yapılmıyan bir türbeye nasıl gömülür ? . GÜHERTAŞ’ın TÜR* BESİ’ni bize bütün teferruatı ile bildiren Fâtih’in, II. Bayezid’in, Kanunî’nin ve III. Murad’ın KONYA evkafını tesbit eden defterlerinde bir Şems-İ Teb-rizî’den hiç bahsedilmez. Mevlâna Celâl-ed-din’i Rumî’nin türbesini vefatından sonra Alem-üd-din Kayser; mimar Tebrizli Bedr-ed-din’e yaptırtmıştır. (2) Bu mimar aynı zamanda kimya ve Simya mütehassısı idi. Mevlâna’nm irşadı ile bunlardan vazgeçmiştir. MEVLÂNANIN TÜRBESÎ 673 H. 1274 M. yıllarında tamamlanmıştır. Şems-İ Tebrizî’nin kayboluşu ile MEVLÂNA TÜRBESİ’nin inşası arasında 25 yıl kadar bir zaman geçmiştir. CÜHER-TAŞ MEDRESESİ; MEVLÂNA TÜRBESÎ’nden 43 yıl önce yapılmıştır.

Buraya bir nokta koyarak Mutarıza içinde büyük bir hatayı daha dü-j zeltmek isteriz : (Mevlâna Şehri Konya) adlı kitabta [sahife 263 de] Sul-tan-Ül-Ulema’nın vefatından iki sene sonra Gühertaş tarafından yaptırılan MEVLÂNANIN MEDRESESİ’ne Sultan-ül-ulema’nm taşındığı yazılıyor. Eflâkî’nin ifadesinden Bedr ed*din Gühertaş’ın Mevlâna adına yaptırdığı Medresenin mimarının Tebrizli Bedr-ed-din’in olduğu mânası çıkıyor. KON-YA’nm (AKINCI) sonraki adı ile (ÇİFTE MERDİVEN MAHALLESİ) nde âdi dam örtülü olarak yapılan MEVLÂNA MEDRESESİ’nden bize kadar hiç bir şey gelmemiştir. Bu günki ŞEMS-İ TEBRÎZÎ ZÂVİYESİ’nin bulunduğu mahallenin eski adı (BİREMUNÎ) diğer adı ile (KARATAYI MAHALLESİ) idi.

Mimar Tebrizli Bedr-ed-din; Mevlâna’ya intisap ettikten sonra onun müridlerinden olmuş ve ihtiyarladıkça (Şeyh Bedr-ed-dkı’i Tebrizî), (Şeyh Tebrizı) şekillerinde meşhur olmuştur. Biz öyle tahmin ediyoruz ki mimar Şeyh Bedr-ed-din şimdi ŞEMS’e nisbet edilen türbeye gömülmüştür. Biz türbedeki sandukanın altında kuyu bulunduğunu söylemiştik. Son yapılan araştırmalarda burasının kuyu değil bir (Cenazelik) olduğu anlaşılmıştır.

Mimar Bedr-ed-din buraya gömülmüş ve türbesi de (Tebrizî) şeklinde «mimıya başlamıştır. Sonra türbe; meşhur Tebrizli Mevtâna Şems’e nisbet edilir olmuş ve bu yanlış bu güne kadar gelmiş, böylecede devam edip gideceğe benzer.

Gühtrt&ş’m Mevlâna için yaptırdığı medresenin ŞEMS ZÂVİYESÎ yerinde bulunduğu katiyen iddia edilemez. Eflâkt’nin tetkik ettiğimiz kayamdaki (Bedr-ed-din) adı eski ve yeni bir çok yazarlan ve tarihçileri şaşırtmıştır. KONYA’da Bânisi ve yahut vâkıfı; bu adı taşıyan medrese ve meacidlerde : Şems-i Tebrizî’nin mezan ve son zamanlarda da MEVLÂNA-NIN MEDRESESİ aranmıştır.

Eski BİREMONÎ, KARATAYI, ESEDÎYE mahallesinde şimdiki

KINACI sokağının içindeki KÜTÜK MİNÂRE’nın 627 tarihli kitabesindeki

(Bedr-ed-din’i Biremunî îbn-i Mahmud) adından; Mevlâna medresesinin

binişi Bedr-ed-din Gühertaşa ve bundan da Mevlâna medresesine intikal edilmiştir.

Benna ( Mimar ) Totlu Mehmed tarafından lala Bedr-ed-din Muslih (1)

adına yapılan medresenin türbesinde de Şems’in mezarı bulunduğu söylenmektedir.

Mevlâna’nm medresesi yapılırken henüz Bülûğa ermiş bir Bedr-ed-din daha vardır. Eflâk! bunu ( Dülger ) mânasına arapca ( Neccar ) ile şöyle tavsif etmiştir:

( Bedr-ed-din Neccar-i Mevlevi ). ( Mevlâna’nın Türbesi ) müellifi bunu Mevlâna’nm türbesinin mimarı Bedr-ed-din-i Tebrizî ile karıştırmış, Eflâkt’nin bahsettiği bu dülgeri Tebrizli mimarın küçüklük hali olarak kabul etmiştir. (2)

Mehmed önder de ( Mevlânanm şehri Konya ) adlı kitabında sahife 325 de Eflâkt’nin yukarıya aynen naklettiğimiz haberini kendi arzusuna göre tağyir ederek diyor ki ( Eflâkfnin Sultan Veled’den naklettiğine göre Şems’in mezarı Mevlâna’nın medresesi ve medresesinin bânisi Emir Bedr-ed-din Gevhertaş’m türbesi civarındadır. Mevlâna medresesinin yerinin bu civarda oluşu, Şems’e ait türbenin burada bulunduğunu teyit etmektedir. )

Eflâkfnin ibaresini bir daha tekrarlıyalımt )

( Şems’i.. Mevlânanm medresesinde, medresenin mimarı Emir Bedr-ed-din’in yanına gömdüler. )

Yukarıda da izah ettik. Bedr-ed-din Gühertaş mimar değildir. Eğer Eflâki; kitabında mimar Bedr-ed-din ile Bedr-ed-din Gühertaş *ı kastetmiş ise o halde Şems-i Tebrizt’nin mezarı KARAARSLAN’da olmak lâzımdır.

Bu Bedr-ed-din’lerden başka bir mimar Bedr-ed-din Ali daha vardır. SÎVAS’taki ŞİFAHİYE MEDRESESİ’nin 618 tarihli arapca vakfiyesinde H* geçer. Bunun da ne vakit vefat ettiğini tesbit edemedik.

Dipnotlar
(1) Sipehsalar farsea metin sahife 68, ve tercümesi Menakıbi hazrec-i Mevlâna Cdâl-ed-din-i Rumî, S. 124,

(2) Ariflerin menkıbeleri. Tahsin Yazıcı tercümesi. Cilt 2, Sahife 6 A

(3) Ariflerin menkibeleri. Cilt 2, Sahife 72.

(1) Ariflerin menkibeleri, Cilt 2, S. 75 (Tarihi Aralık 1246 ya rastlar.)

1) Çelebi Alâ-ed-din suikast hazırlandığı yıllarda 20 yaşlarında kadar bir deli idi. Şems yok edildikten 15 sene sonra 630 yılı Şevvalinin sonunda öldü. (Ekim |i£i

(2) Eflâkî kitabını 718 H« 1318 M. yılında yazmıya başlamış. 754 H. 1358 M. Jjgl bitirmiş ve 761 H. 1360 M. de ölmüştür.

(3) Ariflerin menkıbeleri cilt 2, sahife 465.

(4) O beyit şudur. Mevlânanm mektupları sahffe 11.

(5) Ariflerin menkibeleri, Cilt 2, Sahife 142.

Önceki İçerikCuma Hutbesi 31 Ocak 2020
Sonraki İçerikBaşkasından Alınan Sperm ile Hamile Kalan Kadın Diğer Kadının Çocukları ile Akrabalık bağı Olur mu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here