İman ile İlgili Vaazlı Sohbet

Kıssalarla beraber iman ile ilgili konuları sizler için derledik. Cami’de yada sohbetlerde hazırladığımız iman ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz.

Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah’a, bile bile eş koşmayın.” (Bakara, 21, 22]

“Allah’a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için alevli cehennemi hazırlamışızdır.” (Fetih, 13)

Müslim Ömer b. Hattab fr.a.Vtan söyle rivayet etmiştir.

“Bir gün Resûlullah (s.a.v.)’in yanında bulunduğumuz bir sırada, âni-den yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir adam geldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor; bizden hiç kimse kendisini tanımıyordu. Peygamber (s.a.v.)’in yanma oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:

“Yâ Muhammed, bana İslâm’ın ne olduğunu haber ver!” dedi. Resûlullah (s.a.v.):

“İslâm: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol külfetlerine gücün yeterse Beyt’i (Kâbe’yi) hac (ziyaret) etmendir.” buyurdu. O adam:

“Doğru söyledin.” dedi.

“Biz buna şaşırdık. (Zira) hem soruyor hem de tasdik ediyordu. “Bana imandan haber ver!” dedi. Resûlullah (s.a.v.):

“Allah’a, O’nun Meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kaderin; hayrına şerrine inanmandır.” buyurdu.

O adam (yine):

“Doğru söyledin.” dedi. (Bu sefer):

“Bana ihsandan haber ver!” dedi. Resûlullah (s.a.v.):

“Allah’a: O’nu görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da 0, seni muhakkak görür.” buyurdu.

0 adam:

“Bana kıyametten haber ver! (Ne zaman kopacak?”) dedi. Resûlullah (s.a.v.):

“Bu konuda sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir” buyurdu.

“O halde bana onun alâmetlerinden bâri haber ver!” dedi. Peygamber (s.a.v.):

“Câriyenin kendi sahibesini doğurması (yâni çocukların annelerine itaatsizlikleri artacak, onlara efendinin câriyesine yaptığı hakaret ve kötülemeyi yapacaklar veya efendilerin câriyelerden doğan çocukları hür olacak) ve yalın ayak, çıplak koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.” buyurdu. Ömer (r.a.) diyor ki:

Bundan sonra o adam gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resülullah (s.a.v.) bana:

“Yâ “Ömer! O sual soran kişinin kim olduğunu biliyor musun?” dedi.

“Allah ve Resûlü bilir ” dedim.

“Gerçekten O Cibril’di. Size dininizi öğretmeğe gelmişti.” buyurdu.

Taceddin es Subki demiştir ki: İslam; organların ibadetidir ve ancak imanla beraber geçerli olur. İman da; kalbin tasdik etmesidir. Ve ancak şahadeti dil ile getirmekle beraber muteber olur.

İmam Nevevî, Müslim’in Şerhi’nde; Gücü olmasına rağmen kalbî ile iman edip dili ile söylemeyen kişinin Ehli Sünnet hadisçilerinin, fıkıh-çılarının ve kelamcılarmın ittifakıyla ebedi cehennemlik olduğunda ittifak ettiklerini nakl (haber) etmiştir.

Bil ki, her kâfirin Müslüman olması için iki şehâdet (Eşhedu elle ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeder Resûlullâh) kelimesini telaffuz etmesi ütffetr.

“Eşhedu” lafzını söylemek şart değil. En açık görüşe göre “Le ilâhe  illallâh Muhammed ur Resûlullâh” demesi kâfidir. Ravda kitabının görüşü budur. Lâkin bazı müteahhir (son) alimlere göre “eşhedu” kelimesini de söylemek şarttır. Ubâb kitabının görüşü budur. Bu görüşe göre kişi “Biliyorum” veya iki Şehâdet kelimesini düşürüp “Le ilâhe illallâh Muhammedur Resûlullah”cümlesini söylerse müslüman olmaz. İmamlarımızdan bazılarının üçünçü görüşü vardır. O da “eşhedu” kelimesi veya eş anlamlısı olan “biliyorum” gibi kelimeleri söylemek şarttır. Her Müslüman olacak kişiye ihtiyaten “Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeder Resûlullah” demesi gerekir. “Eşhedu” kelimesinin anlamı; “biliyorum, açıklıyorumdur.” Tertip (sıra] ile söylenmesi şarttır. Resûle imanı, Allah’a imandan önce söylemek sahih olmaz. Kelime-i şahadeti peş peşe söylemek ve Arapçayı güzel konuşsa bile Arapça telaffuz etmek şart değildir. Fakat telaffuz ettiği şeyin manasını anlamak şarttır. O mana da şudur: “Varlık âleminde hakkıyla ibadete lâyık ancak ilâhlıkta tek olan Allah’tır”. Müşrik olan kişi, Müslüman olduğunda; kelime-i şahadete “Allah’a şirk koştuğum şeyi inkâr ediyor ve İslam dinine muhalif olan her dinden uzaklaşıyorum” cümlesini eklemesi şarttır. Müşrik, Ravda ve Ubâb kitaplarında geçtiği gibi bu cümleyi, şahadete eklemediği müddetçe Mü’min olamaz. Zayıf görüşe göre bu cümleyi eklemek vâcip değildir.

Bil ki; Allah’a iman: “O’nun zat ve sıfatlarında benzeri olmayan, tek olduğuna, ibadete müstahak olmak olan ulûhiyette ortağı olmadığına, mevcudiyetinin (varlığının] başlangıcı olmayıp, kadîm olduğuna, ebediliğinin sonu olmayıp, bâki olduğuna itikat ve iman etmektir.”

Meleklere İman: Melekler mükerrem (değerli] varlıklar olup, haber verdikleri şeylerde doğru olduklarına, emrolundukları şeyi yapıp Allah’ın emrettiği şeyde, O’na isyan etmediklerine itikat (inanmak], İman etmektir.

Kitaplara İman: Kitapların ses ve harften münezzeh, zâtıyla kâim, ezeli olup, Allah’ın kelamı olduğuna, içinde olan her şeyin hak olduğu-Şalina, Allah’ın bazı resullerine meleklerin dili veya levhalarda vuku bulan lafızlarla indirdiğine itikat etmek iman etmektir.

Resullere İman: Allah’ın onları insanlara gönderdiğine, onları her türlü fenalık ve noksanlıktan uzak tuttuğuna, peygamberlikten önce ve sonra da küçük ve büyük günahlardan masum olduklarına (muhafaza edildiklerine] inanmak, iman etmektir.

Ahiret Gününe İman: Ölüm ile başlayıp ölümden sonra vuku bulacak olayların hepsine ve bu olayların kapsadığı Münker Nekir’in sorgusu, kabir nimeti ve kabir azâbma, yeniden dirilmeye, cezaya,

hesaba, mizan’a (terazi), sırat köprüsüne, cennet ve cehenneme inanmak, iman etmektir.

Kadere İman: Allah’ın ezelde takdir ettiği şeylerin kesinlikle meydana geleceğine, takdir etmediği şeylerin meydana gelemeyeceğine, O’nun hayrı ve şerri mahlûkatı yaratmadan önce yarattığına, kâinatın hepsinin Allah’ın kaza ve kaderiyle olduğuna inanmaktır.

Ahmed b. Hanbel ve Hâkim, Ebu Hureyre’nin şu hadisini nakletmişlerdir.

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmanınızı tazeleyiniz.” “İmanlarımızı nasıl tazeleyeceğiz Ya Resûlallah.” dediler. Buyurdular ki: “La ilahe illallah’ı çokça söyleyiniz.”

Şeyhan (Buhârî ve Müslim), Osman b. Mâlik (r.a.]’tan şu hadisi nakletmişlerdi:

“Allah rızasını gözeterek “La ilahe illallah” diyen kişiye ateşi haram kılmıştır.”

İbn-i Asâkir, Hz. Ali (r.a.)’in Peygamber (s.a.v.)’den şu hadisi rivâyet etmiştir:

“Cebrail bana dedi ki; Cenâb-ı Allah diyor ki; “La ilahe illallah benim kal’em’dir (sığınağımdır). Kim o kaleye girerse (sığınırsa) azâbım-dan emin olur.”

Taberânî, Ebu’d Derdâ (r.aj’dan şöyle rivâyet etmiştir ki:

“Günde yüz defa ‘La ilahe illallah’ diyen her bir kulun yüzünü kesinlikle kıyamet gününde Allah dolunay gibi ba’s eder. Bu kişinin yaptığı zikir kadar zikir yapan veya daha fazlasını yapan hariç, bugün bu kişinin amelinden daha faziletli hiçbir kimsenin ameli Allah’a ulaştırılmamıştır.”

İbn-i Mâce, Ümmü Hâni (r.a.)’dan şöyle rivâyet etmiştir:
“La ilahe illallah’ın önüne hiçbir amel geçmez. “La ilahe illallah günah bırakmaz (siler.)”

Tirmizî ve Nesaî, Câbir (r.a.J’tan rivâyet etmişlerdir:

“Zikrin en faziletlisi “La ilahe illallah”tır. Duanın en faziletlisi de “Elhamdülillah” tır.

Nesaî, Ebu Saîd el-Hudrî (r.a.)’dan Peygamber (s.a.v.J’in şu hadisini rivâyet etmiştir:
“Musa (a.s.) Ey Rabbim! Bana Seni onunla zikredeceğim ve Sana onunla dua edeceğim bir şey öğret.” dedi. Cenâb-ı Allah buyurdu ki: “La ilahe illallah söyle.” Musa (a.s.) “Yâ Rabbi! Bütün kulların bunu söylüyor, bana özel olacak bir şey istiyorum” dedi. Cenâb-ı Allah buyurdu ki: “Ya Musa, yedi gökyüzü ve benim dışımda (gökyüzünde) kalan içindekiler ve yedi kat yeryüzü, terazinin bir kefesine konulup, La ilahe illallah diğer kefeye konulursa, La ilahe illallah onları çeker (daha ağır gelir).”

Ebu Ya’la, Ebu Bekir(r.a.)’dan şöyle rivâyet etmiştir:

“La ilahe illallah’a ve istiğfara tutununuz ve onları çokça söyleyiniz. İblis dedi ki: Ben insanları günahlarla helak ettim. Onlar da beni La ilahe illallah ve esteğfirullah’la helak ettiler. Ben bunu görünce onları hevalarıyla (şehvetleriyle) helak ettim. Onlar kendilerini hidayet üzerine sanıyorlar.”

İbn-i Ebi’d Dünyâ ve Beyhakî Ebu Hureyre (r.a.)’tan şöyle rivâyet etmişlerdir:
“Ölüm meleği, ölmek üzere olan adamın yanında hazır olur. Organlarını açar, hayır (sevab) bir ibadet görmez. Sonra kalbini açar onda da hayır bir ibadet görmez. İki çenesini yardı, dilinin yan tarafının çenesine yapışık Le ilehe illallâh dediğini görür. Bu ihlâs (Le ilehe illallah) kelimesinden dolayı mağfiret edilir.

Ebu Davud ve Ahmed Muaz (r.a.]’dan şöyle rivâyet etmişlerdir:

“Her kimin son sözü La ilahe illallah olursa cennete girer.”

Çok cömert ve kullarını çok seven Cenâb-ı Allah’tan kelime-i tev-hidle sözümüzü sonlandırmasmı diliyoruz.

İmamımız Muhammed b. İdris eş Şâfiî (r.h.) anlatıyor: Dedi ki: “Es-kaffa ismiyle tanınan eski bir Hiristiyanı Mekke’de gördüm. Kâbe’yi tavaf ediyordu. Ona dedim ki: “Seni babalarının dininden vazgeçiren şey nedir?” Dedi ki:»’0’nu daha hayırlısıyla değiştirdim.” Bu nasıl oldu? diye sordum. Bana anlattı ki: “Denize açıldık, deniz ortasına geldiğimizde gemi yarıldı, battı. Ben bir tahta üzerinde kurtuldum.

Dalgalar beni itekleye itekleye denizde bir adaya bıraktı. Bu adada birçok ağaç, baldan daha tatlı, tereyağından daha yumuşak meyveler ve suyu tatlı olan bir nehir vardı. Dedim ki; buna da Allah’a hamdol-sun. Allah beni buradan kurtarmcaya kadar bu meyvelerden yiyip bu nehirden içeceğim. Gündüz son bulup gece olunca hayvanlardan korktum. Bir ağaca çıkıp bir dal üzerinde yattım.

Gece yarısı olunca suyun üzerinde fasih bir dille “La ilahe illallahu’l gaffâr, Muhemmedur Resûlullah ennebiyyul muhtâr” diye Allah’u Teala’yı teşbih eden bir hayvan belirdi. Hayvan karaya ulaşınca baktım ki, başı devekuşu başı gibi, yüzü insan yüzü, ayakları deve ayağı, kuyruğu da balık kuyruğu gibiydi. Helak olmaktan korktum. Ağaçtan inip kaçmaya başladım. Bana dönüp; “Dur, yoksa helak olacaksın”dedi. Durdum, bana dedi ki; “Senin dinin nedir?” “Hiristiyanlık “dedim.

“Yazıklar olsun Ey kaybeden! Hânif (kolay olan) dine dön” dedi. Sen, mü’min cinlerin olduğu mekâna geldin. Ancak Müslüman olan onlardan kurtulur. İslam nasıldır? Dedim. Dedi ki: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.v.) Allah’ın rasülü olduğuna Şehâdet getireceksin. Ben de şehâdet getirdim. Sonra hayvan; “Burada kalmayı mı? Yoksa ailene dönmeyi mi istiyorsun” dedi. Aileme dönmeyi, dedim. Bir gemi sana uğraymca-ya kadar yerinden ayrılma dedi. Yerimde bekledim.

Hayvan denize indi. Bir gemi ve yolcular bana uğrayıncaya kadar gözümden kaybolmadı. Gemidekilere işaret ettim. Beni gemiye aldılar. Gemide on iki adam v vardı. Hepsi hiristiyandı. Durumumdan haber verip meseleyi onlara ‘ % anlattım. Hepsi Müslüman oldu.

Şeyh Abdullah el-Yâfii (rahimehullah) Ravdu’r Rayyâhin kitabında m şöyle anlatmıştır: Önceki ümmetlerde Rabbine isyan eden bir sultan

vardı. Müslümanlar onunla savaşıp onu esir aldılar. Hangi öldürme çeşidiyle onu öldürelim dediler. Ona azâbın tadını tattırıncaya kadar öldürmemek için, bakırdan büyük bir kazan yapıp, onu kazanın içine koyup kazanın altına ateş yakma işinde fikir birliğine vardılar. Bunu ona yaptılar. İlahlarını tek tek çağırmaya başladı. Ey filan ilâh! Ben muhakkak sana ibadet ediyordum. Beni olduğum durumdan kurtar, diye dua etmeye başladı. İlahların onu hiçbir şekilde kurtaramadığını görünce başını gökyüzüne kaldırıp “Le ilehe illallah” dedi. Ve ihlâslı olarak dua etmeye başladı. Cenâb-ı Allah gökyüzünden üzerine su akıtıp bu ateşi söndürdü. Bir rüzgâr gelip o kabı aldı. Yeryüzü ve gökyüzü arasında kabı dolaştırmaya başladı. O da Le ilehe illallah diyordu. Rüzgâr onu Allah’a ibadet etmeyen bir kav-me attı. O yine Le ilehe illallah diyordu. Kabın içinden çıkardılar. Ey-vahlar olsun, sana ne oldu? dediler. Ben falanca oğullarının sultanıyım. Durumum ve meselem şudur deyip olayı anlattı. Bunun üzerine oradakilerin hepsi iman ettiler.

Yine Şeyh Abdullah el-Yâfii, kitabında Şeyh Ebi Zeyd el-Kurtubi’den haber vermiştir. Bazı haberlerde işittim ki; her kim yetmiş bin defa “La ilahe illallah” derse “La ilahe illallah” ona fidye (ateşten kurtarıcı] olur. Bunun üzerine bu va’din (sözün) bereketini temenni ederek aileme bu zikri yaptım. Kendime de bu zikirden hazırlayıp sakladım. O vakitlerde bizimle kalan bir genç vardı. Onun için bazı vakitlerde cennet ve cehennemi görüyor deniliyordu. Küçük yaşına rağmen topluluk onda bir fazilet görüyordu.

Benim kalbimde bunda bir şüphe vardı. Kardeşlerimizden birisi bizi evine davet etti. Gençte bizimle beraberken yemek yiyorduk. Âniden çocuk hoş olmayan bir çığlık atıp kendi içine kapanarak “Ey amcacığım bu annem, cehennemde” dedi. O, öyle yüksek sesle bağırıyordu ki o sesi duyan bunun büyük bir durumdan dolayı olduğundan şüphe etmezdi. Gençte ki bu tedirginliği görünce içimden “Bu çocuğun doğruluğunu deneyeyim” dedim. Cenâb-ı Allah bana yetmiş bin ‘La ilahe illallah’ı hatırlattı. Bunu da Allah’tan başka bir kimse bilmiyordu. -İçimden dedim ki; haber haktır. Onu rivâyet edenlerde doğru kimseler- 1 dir. Allah’ım! Yetmişbin “La ilahe illallah” bu gencin annesine fidye (kurtarıcı] olsun. İçimdeki bu şey biter bitmez genç dedi ki: Ey amca işte o annem, elhamdülillah cehennemden çıkarıldı.

Kaynak : İrşadul İbad İla Sebilir Reşad

Önceki İçerikCan Yücel Cıgarayı Bırakma Kampanyası Şiiri
Sonraki İçerikHasan Dursun Ravzaya Damla Sözleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here