Fecr Suresi Okumanın Fazileti ve Faydaları

Fecr süresinin fazileti ve sırları olduğu gibi önemi’de büyüktür. Kuranı kerim surelerinden bir tanesi olan Fecr kelimesi süreye isim olmuştur. Kur’anı kerimin her suresi ve ayetleri biz insanlar için bir şifadır. Onun için Kuranı Kerim okuyanlara verilen sevâbların aynısı, dinleyenlere de verilir. Fecr süresi okuyup kendinize üfleyebilir aynı zaman da okuyup başkasınada üfliyebilirsiniz.

Kur’ân-ı kerîmin seksen dokuzuncu sûresi. iniş sırasına göre onuncu sûredir. Leyl sûresinden sonra, Duhâ sûresinden önce inmiştir. Fecr sûresi, Mekke’de nâzil oldu (indi). Otuz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Fecr kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede eski kavimlere âit kıssalar ve insanoğlunun kötülüğe yönelmesi, bunun kötü sonuçları, dünyâ hayâtından sonraki hayât ve oradaki durumlar kısaca bildirilmektedir.

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

Ayetler şu hususlara işaret etmektedir:

1- Allah Tealâ insanları, dünyaya bağlandıklarından dolayı kınamış ve uyarmıştır. Böyle yapan, yerin savrulacağı ve pişmanlığın artık fayda et­meyeceği gün pişman olacaktır.

2- Allah Tealâ kıyamet gününü üç özellikle vasıflandırmıştır:

a) Yerin dağıtılması: Şiddetle sarsılıp ardarda, defalarca sallanması.

b) Allah’ın emri, kazası ve büyük ayetlerinin gelmesi, meleklerin saf saf olmaları. Şu ayette de bu zikredilmiştir: “Onlar Allah’ın buluttan gölge­ler içinde meleklerle birlikte kendilerine gelivermelerine ve işlerinin bitirili-vermesine mi bakıyorlar? Halbuki işler Allah’a döndürülür.” (Bakara, 2/210).

c) Gizli kaldıktan sonra cehennemin insanlar için ortaya çıkarılıp, gös­terilmesi.

3- Kıyamet günü kâfir ibret alacak ve tevbe edecek. Ahiretin hesabına dünyaya hırsla sarılmasından da ders çıkaracak. Ama, tevbe artık fayda vermeyecek. Pişmanlık ve esef içinde şöyle diyecek: Keşke dünyada, şu ölü­mü olmayan ahiret hayatım için salih amel hazırlasa idim.

4- Allah’ın azabı gibi kimse azap edemez. Zincirlerle ve kelepçelerle Allah’ın bağlaması gibi kimse bağlayamaz. Bu ifade, hesap ve cezada mut­lak otoritenin Allah’a ait olduğunu, O’nun kabzası ve otoritesinden kimse­nin çıkamıyacağını ifade etmektedir.

5- İman, salih amel ve Allah’ın vaadine korku ve endişe olmadan iman ederek huzura kavuşan kişiye de şöyle denir: Rabbinin rızası ve cennetine dön, Allah’ın sana verdiği nimetlerinden razı olarak, yaptığın amellerinle Allah katında razı olunmuş olarak. Müfessirlerin belirttiğine göre bu hi­tap, ölüm anında veya ölüme hazırlık esnasındadır. Sözün tamamı şöyle­dir: Allah’ın salih kullan zümresine katıl. Bana yakın kullarımın, iyilerin yurdu olan cennetime gir.

FECR SÛRESİ’NİN FAZİLETİ VE YARARLARI
Nesai, Cabir’den şöyle rivayet etti: Muaz namaz kıldırdı. Bir adam da gelip onunla namaz kıldı. Muaz namazı uzatınca, adam mescidin kenarın­da kılıp gitti. Muaz bunu duyunca: Adam hakkında münafık, dedi. Rasu-lullah (s.a.)’a durum ulaşınca gence sebebini sordu. Dedi ki: Ya Rasulallah! Onunla kılmak için geldim. Namazı uzattı. Ben de ayrıldım ve mescidin kenarında kendim kıldım sonra da devemi doyurdum. Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Ey Muaz! Sen fitneye düşürücü müsün? Nerede A’lâ, Şems, Fecr ve Leyi sureleri?”

Ebû Salih’in Câbir (R.A.)den yaptığı rivayete göre:

— Muâz (R.A.) namaz kıldırırken bir adam da gelip ona uydu. Der­ken Muâz (R.A.) namazı uzattı. Adam da ona uymayı bıraktı ve Mescid’in bir tarafına çekilerek o namazı kendi başına kıldı. Onun böyle yaptığını öğrenen Muâz (R.A.): «O münafıktır» dedi ve gelip durumu Resûlüllaha (A.S.) arzetti. Bunun üzerine Resulü İlah (A.S.) o gene adamı çağırdı ve cemaati neden bıraktığını sordu. Adam şu cevabı verdi: «Ya Resûlellah! Gelip ona uydum ve cemaatle namaz kılmaya başladım; ama o, namazı uzattı da uzattı. Ben de ona uymaktan vazgeçtim ve Mescid’in bir köşe­sinde yalnız başıma kılıp devemin yemini verdim.»

Bu olaya üzülen Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu:

«Ya Muâz! Sen fitneci misin? Neden (sebbih isme rabbike’l-a’lâ), (ve’ş-şemsi ve duhâha), (ve’l-fecri ve’lleyü izâ yeğşa) sûrele­rini okumuyorsun?»

ibn Abbas (R.A.) dan merfuân yapılan rivayette, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Salih amelle ilgili hiçbir gün, Allah yanında şu günler (Zilhicce’nin ilk on günün)den daha sevimli değildir.» Bunun üzerine denildi ki:

— Ya Resûlellah! Allah yolunda cihad da mı? Efendimiz cevap verdi:

— Evet, Allah yolunda cihad da.. Ancak canıyla, malıyla cihada çık­tıktan sonra bunlardan hiçbiriyle dönmeyen kişinin (ameli) müstesna..

Câbir (R.A.)den yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz ki on gün, Zilhicce’nin on günüdür. Tek gün Arefe günü­dür. Çift gün ise bayram günüdür.»

FECR SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?
İbn Abbas’a (R.A.) göre, Utbe b. Rabi’â, Umeyye b. Halef ve Ebû Hu-zayfe b. Muğîre adlı Mekke’nin azılı kâfirleri hakkında inmiştir.

Ancak âyetin açık delâleti ve siyak ile sibakı dikkate alınınca, az-cok Allah’ı bilen, ama nankörlük edip ilâhî takdirin tecellisinden habersiz olan her kişiyle yakından ilgili -olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Zira Hakk’ı red ve inkâr eden kâfir ne Cenâb-ı Hakk’ı tanır, ne de O’nun ikram ve lût-fundan söz eder. Ancak müşrik sıfatıyla anılan Mekke’li putperestlerin azda olsa Allah hakkında bir bilgileri vardı. Kur’ân’da yer yer bu hususa değinilmektedir. O bakımdan iniş sebebinde ismi geçen müşriklerin de böylesine çarpık bir inanca sahip bulundukları söylenebilir. Bu durumda âyetin iniş sebebi bir özellik arzediyorsa da delâleti genellik ifade et­mektedir.

Böylece Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bazan rızkı genişletmesi, bazan da belli ölçüde daraltması, sözü edilen nankörlerin inanç, teslimiyet, tevekkül ve rıza derecelerini açığa çıkarmaya ve âhirette ona göre karşılık takdir etmeye yönelik bir deneme ve sınavdır. Bunun için bu âyetleri izleyen âyet­lerin başında «red» anlamına gelen «kellâ» edatı getirilerek gerçeğin o nan­kör şaşkınların anladığı veya düşündüğü gibi olmadığı açıklanıyor. Çün­kü dünya hayatında denge ve düzeni bozan Allah değil, insanlardır. Ha­zırlanan kaynakları yeterince değerlendirmeyen veya onları yok yere he­der eden kavim ve milletler bu fiilleriyle hem kendi rızıklarını daraltırlar, hem de geleceklerini sıkıntıya sokarlar. Ormanları kesip yok eden. şehir ve kasabaları beton yığını ve insan siloları haline getirenlerin düzenli yağ­mur beklemeleri anlamsız olur. Denizi kirletip ondaki canlıların yaşama­sına imkân bırakmayanların deniz ürününden mahrum kalmalarından sa­dece kendilerini sorumlu tutmaları gerekmez mi?

Önceki İçerikRüyada Süleyman (A.S.)’ı Görmek Tasavvufta ki Yorumu
Sonraki İçerikÜmmül Fadl Bint el Haris Kimdir Hayatı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here