Yunus Suresi Türkçe Okunuşu Arapça Yazılışı ve Meali

Şimdi sizler için hazırladığımız Kur’anı Kerim surelerden olan Yunus süresi arapça yazılışı ile latince harflerle Türkçe okunuşunu derledik. Ayrıca Diyanet İşleri tarafından düzenlenen mealine’de yer verdik. Bu sebeple hem Arapça yazısı hem de latince okunuşunu öğrenerek okuyabilirsiniz.

Kur’ân-ı kerîmin onuncu sûresi. İsrâ sûresinden sonra, Hûd’dan önce Mekke’de, büyük bir ihtimalle hicretten iki yıl önce nâzil olmuştur. Sâdece 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medîne’de nâzil oldu. Yüz dokuz âyet-i kerîmedir. Doksan sekizinci âyet-i kerîmede Yûnus aleyhisselâmın kavminden bahsedildiği için, sûreye bu isim verilmiştir. Sûrede; Nûh ve Mûsâ aleyhimesselâma dâir kıssalar, rahmet-i ilâhiyyenin, azâb-ı ilâhîden daha çok olduğu bildirilmektedir. (Râzî, İbn-i Abbâs, Kurtubî)

Fazileti : Kim Yûnus sûresini okursa, Yûnus aleyhisselâmı tasdîk (îmân) ve tekzîb edenlerin (yalanlayanların) ve Fir’avn ile boğulanların adedinin on katı sevâb verilir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

Kısaca Konusu : Yûnus sûresinin temel konuları, İslâmî kaynaklarda tevhid, nübüvvet ve âhiret terimleriyle ifade edilen, “bir Allah’a iman ve kulluk etmek, bilgi kaynağı vahiy, vahyin taşıyıcısı ve açıklayıcısı olarak peygamber ve dünya hayatında peygamberin çağrısına uyanlarla uymayanları ebedî âlemde bekleyen âkıbet”tir. Sûre bütün peygamberlerin görev ve işlevlerine, bu arada son peygamber Muhammed aleyhisselâmın gerçek bir peygamber olduğuna, onun insanları Allah’a iman ve yalnızca O’na kulluk etmeye çağırdığına, içlerinde Yûnus aleyhisselâmın da bulunduğu başka peygamberlerden örnekler vererek tarih boyunca yaşanan şirk-tevhid mücadelesine, hem Hz. Peygamber’in getirdiği kitabın kendisinin uydurduğu bir kitap olmadığı hem de Allah’tan başka bir tanrının bulunmadığı gerçekleriyle ilgili ikna edici delillere Kur’an’ın genel üslûbu ve sistematiği çerçevesinde temas etmektedir.

YUNUF SÛRESİ TÜRKÇE OKUNUŞU
Bismillahirrahmanirrahim
1. Elif lam ra tilke ayatul kitabil hakîm

2. E kane linnasi aceben en evhayna ila raculim minhum en enzirin nase ve beşşirillezîne amenu enne lehum kademe sîdkîn înde rabbihim kalel kafirune inne haza le sahîrum mubîn

3. İnne rabbe kumullahullezî halekas semavati vel erda fî sitteti eyyamin summesteva alel arşi yudebbirul emr ma min şefîîn illa mim ba’di iznih zalikumullahu rabbukum fa’buduh efela tezekkerun

4. İleyhi merciukum cemîa va’dellahi hakka innehu yebdeul halka summe yuîyduhu li yecziyellezîne amenu ve amilus salihati bil kîst vellezîne keferu lehum şerabum min hamîmiv ve azabun elîmum bima kanu yekfurun

5. Huvellezî cealeş şemse dîyaev vel kamera nurav ve kadderahu menazile li ta’lemu adedes sinîne vel hîsab ma halekallahu zalike illa bil hakk yufassîlul ayati li kavmiy ya’lemun

6. İnne fîhtilafil leyli ven nehari ve ma halekallahu fis semavati vel erdî le ayatil li kavmiy yettekun

7. İnnellezîne la yercune likaena ve radu bil hayatid dunya vatmeennu biha vellezîne hum an ayatina ğafilun

8. ulaike me’vahumun naru bima kanu yeksibun

9. İnnellezîne amenu ve amilus salihati yehdîhim rabbuhum bi îmanihim tecrî min tahtihimul enharu fî cennatin neîym

10. Da’vahum fîha subhanekellahumme ve tehîyyetuhum fîha selam ve ahîru da’vahum enil hamdu lillahi rabbil alemîn

11. Ve lev yuaccilullahu lin nasiş şerratî’calehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum fe nezerullezîne la yercune likaena fî tuğyanihim ya’mehun

12. Ve iza messel insaned durru deanna li cembihî ev kaîden ev kaima felemma keşefna anhu durrahu merra keel lem yed’una ila durrim messeh kezalike zuyyine lil musrifîne ma kanu ya’melun

13. Ve le kad ehleknel kurune min kabilkum lemma zalemu ve caethum rusuluhum bil beyyinati ve ma kanu li yu’minu kezalike neczil kavmel mucrimîn

14. Summe cealnakum halaife fil erdî mim ba’dihim li nenzura keyfe ta’melun

15. Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezîne la yercune likaene’ti bi kur’anin ğayri haza ev beddilh kul ma yekunu lî en ubeddilehu min tilkai nefsî in ettebiu illa ma yuha ileyy innî ehafu in asaytu rabbî azabe yevmin azîym

16. Kul lev şaellahu ma televtuhu aleykum ve la edrakum bihî fe kad lebistu fîkum umuram min kablih e fela ta’kîlun

17. Fe men azlemu mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe vi ayatih innehu la yuflihul mucrimun

18. Ve ya’budune min dunillahi ma la yedurruhum ve la yenfeuhum ve yekulune haulai şufeauna îndellah kul etunebbiunellahe bima la ya’lemu fis semavati ve la fil ard subhanehu ve teala amma yaşrikun

19. Ve ma kanen nasu illa ummetev vahîdeten fahtelefu ve lev la kelimetun sebekat mir rabbike le kudiye beynehum fîma fîhi yahtelifun

20. Ve yekulune lev la unzile aleyhi ayetum mir rabbih fe kul innemel ğaybu lillahi fentezîru innî meakum minel muntezîrîn

21. Ve iza ezaknen nase rahmetem mim ba’di darrae messethum iza lehum merun fî ayatina kulillahu esrau mekra inne rusulena yektubune ma temkurun

22. Huvellezî yuseyyirukum fil berri vel bahr hatta iza kuntum fil fulk ve cerayne bihim bi rîyhîn tayyibetiv ve ferihu biha caetha rîhun asîfuv ve caehumul mevcu min kulli mekaniv ve zannu ennehum uhîyta bihim deavullahe muhlisîyne lehud dîn lein enceytena min hazihî le nekunenne mineş şakirîn

23. Felemma encahum izahum yebğune fil erdî bi ğayril hakk ya eyyuhennasu innema bağyukum ala enfusikum metaal hayatid dunya summe ileyna merciukum fe nunebbiukum bima kuntum ta’melun

24. İnnema meselul hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihî nebatul erdî mimma ye’kulun nasu vel en’am hatta iza ehazetil erdu zuhrufeha vezzeyyenet ve zanne ehluha ennehum kadirune aleyha etaha emruna leylen ev neharan fe cealnaha hasîyden ke el lem tağne bil ems kezalike nufessîlul ayati li kavmiy yetefekkerun

25. Vallahu yed’u ila daris selam ve yehdî mey yeşau ila sîratîm mustekîym

26. Lillezîne ahsenul husna ve ziyadeh ve la yerheku vucuhehum kateruv ve la zilleh ulaike ashabul cenneh hum fîha halidun

27. Vellezîne kesebus seyyiati cezau seyyietim bi misliha ve terhekuhum zilleh ma lehum minellahi min asîm keennema uğşiyet vucuhuhum kîtaam minel leyli muslima ulaike ashabun nar hum fîha halidun

28. Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekulu lillezîne eşraku mekanekum entum ve şurakaukum fe zeyyelna beynehum ve kale şurakauhum ma kuntum iyyana ta’budun

29. Fe kefa billahi şehîdem beynena ve beynekum in kunna an îbadetikum leğafilîn

30. Hunalike teblu kullu nefsim ma eslefet ve ruddu ilellahi mevlahumul hakkî ve dalle anhum ma kanu yefterun

31. Kul mey yerzukukum mines semai vel erdî emmey yemlikus sem’a vel ebsara ve mey yuhricul hayye minle miyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve mey yudebbirul emr fe seyekulunellah fe kul efela tettekun

32. Fe zalikumullahu rabbukumulhakk fe maza ba7del hakkî illed dalal fe enna tusrafun

33. Kezalike hakkat kelimetu rabbike alellezîne feseku ennehum la yu’minun

34. Kul hel min şurakaikum mey yebdeul halka summe yuîyduh kulillahu yebdeul halku summe yuîyduhu fe enna tu’fekun

35. Kul hel min şurakaikum mey yehdî ilel hakk kulillahu yehdî lil hakk e fe mey yehdî ilel hakkî ehakku ey yuttebea emmel la yehiddî illa ey yuhda fe ma lekum keyfe tahkumun

36. Ve ma yettebiu ekseruhum illa zanna innez zanne la yuğnî minel hakkî şey’a innellahe alîmum bima yef’alun

37. Ve ma kane hazel kur’anu ey yuftera min dunillahi ve lakin tasdîkallezî beyne yedeyhi ve tefsîylel kitabi la raybe fîhi mir rabbil alemîn

38. Em yekulunefterah kul fe’tu bi suratim mislihî ved’u menisteta’tum min dunillahi in kuntum sadikîyn

39. Bel kezzebu bima lem yuhîytu bi îlmihî ve lemma ye’tihim te’vîluh kezalike kezzebellezîne min kablihim fenzur keyfe kane akîbetuz zalimîn

40. Ve minhum mey yu’minu bihî ve minhum mel la yu’minu bih ve rubbuke a’lemu bil mufsidîn

41. Ve in kezzebuke fe kul lî amelî ve lekum amelukum entum berîune mimma a’melu ve ene berîum mimma ta’melun

42. Ve minhum mey yestemiune ileyk e fe ente tusmius summe ve lev kanu la ya’kîlun

43. Ve minhum mey yenzuru ileyk e fe ente tehdil umye ve lev kanu la yubsîrun

44. İnnellahe la yazlimun nase şey’ev ve lakinnen nase enfusehum yazlimun

45. Ve yevme yahşuruhum keel lem yelbesu illa saatem minen nehar iyetearafune beynehum kad hasirallezîne kezzebu bi likaillahi ve ma kanu muhtedîn

46. Ve imma nuriyenneke ba’dallezî neîduhum ev neteveffeyenneke fe ileyna merciuhum summellahu şehîdun ala ma yef’alun

47. Ve likulli ummetir rasul fe iza cae rasuluhum kudiye beynehum bil kîstî ve hum la yuzlemun

48. Ve yekulune meta hazel va’du in kuntum sadikîyn

49. Kul la emliku li nefsî darrav ve la nef’an illa ma şaellah likulli ummetinecel iza cae eceluhum fe la yeste’hîrune saatev ve la yestakdimun

50. Kul eraeytum in etakum azabuhu beyaten ev neharam maza yesta’cilu minhul mucrimun

51. E summe iza ma vekaa amentum bih al ane ve kad kuntum bihî testa’cilun

52. Summe kîyle lillezîne zalemu zuku azabel huld hel tuczevne illa bima kuntum teksibun

53. Ve yestembiuneke ehakkun hu kul î ve rabbî innehu lehakkuv ve ma entum bi mu’cizîn

54. Ve lev enne li kulli nefsin zalemet ma fil erdî leftedet bih ve eserrun nedamete lemma raevul azab ve kudiye beynehum bil kîstî ve hum la yuzlemun

55. E la inne lillahi ma fis semavati vel ard e la inne va’dellahi hakkuv ve lakinne ekserahum la ya’lemun

56. Huve yuhyî ve yumîtu ve ileyhi turceun

57. Ya eyyuhen nasu kad caetkum mev’îzatum mir rabbikum ve şifaul lima fis suduri ve hudev ve rahmetul lil mu’minîn

58. Kul bi fadlillahi ve bi rahmetihî fe bi zalike felyefrahu huve hayrum mimma yecmeun

59. Kul e raeytum ma enzelellahu lekum mir rizkîn fe cealtum minhu haramev ve halala kul allahu ezine lekum em alellahi tefterun

60. Ve ma zannullezîne yefterune alellahil kezibe yevmel kîyameh innellahe lezu fadlin alen nasi ve lakinne ekserahum la yeşkurun

61. Ve ma tekunu fî şe’niv ve ma tetlu minhu min kur’aniv ve la ta’melune min amelin illa kunna aleykum şuhuden iz tufîdune fîh ve ma ya’zubu ar rabbike mim miskali zirratin fil erdî ve la fis semai ve la asğara min zalike ve la ekbera illa fî kitabim mubîn

62. E la inne evliyaellahi la havfun aleyhim ve la hum yahzenun

63. Ellezîne amenu ve kanu yettekun

64. Lehumul buşra fil hayated dunya ve fil ahîrah la tebdîle li kelimatillah zalike huvel fevzul azîym

65. Ve la yahzunke kavluhum innel îzzete lillahi cemîa huves semîul alîm

66. E la inne lillahi men fis semavati ve men fil ard ve ma yettebiullezîne yed’une min dunillahi şuraka’ iy yettebiune illez zanne ve in hum illa yahrusun

67. Huvellezî ceale lekumul leyle li zalike le ayatil li kavmiy yesmeun

68. Kaluttehazellahu veleden subhaneh huvel ğaniyy lehu ma fis semavati ve ma fil ard in îndekum min sultanim bi haza e tekulune alellahi ma la ta’lemun

69. Kul innillezîne yefterune alellahil kezibe la yuflihun

70. Metaun fid dunya summe ileyna merciuhum summe nuzîkuhumul azabeş şedîde bima kanu yekfurun

71. Vetlu aleyhim nebee nuh iz kale li kavmihî ya kavmi in kane kebura aleykum mekamî ve tezkîrîî bi ayatillahi fe alellahi tevekkeltu fe ecmiu emrakum ve şurakaekum summe la yekun emrukum ve şurakaekum summe la yekun emrukum aleykum ğummeten summakdu ileyye ve la tunzîrun

72. Fe in tevelleytum fe ma seeltukum mir ecrv in ecriye illa alellahi ve umirtu en ekune minel muslimîn

73. Fe kezzebuhu fe necceynahu ve min meahu fil fulki ve cealnahum halaife ve ağraknellezîne kezzebu bi ayatina fenzur keyfe kane akîbetul munzerîn

74. Summe beasna mim ba’dihî rusulen ila kavmihim fe cauhum bil beyyinati fe ma kanu li yu’minu bima kezzebu bihî min kabl kezalike natbeu ala kulubil mu’tedîn

75. Summe beasna mim ba’dihim musa ve harune ila fir’avne ve meleihî bi ayatina festekberu ve kanu kavmem mucrimîn

76. Fe lemma caehumul hakku min îndina kalu inne haza le sîhrum mubîn

77. Kale musa e tekulune lil hakkî lemma caekum e sîhrun haza ve la yuflihus sahîrun

78. Kalu e ci’tena li telfitena amma vecedna aleyhi abaena ve tekune lekumel kibriyau fil ard ve ma nahnu lekuma bi mu’minîn

79. Ve kale fir’avnu’tunî bi kulli sahîrin alîm

80. Felemma caes seharatu kale lehum musa elku ma entum mulkun

81. Fe lemma elkav kale musa ma ci’tum bihis sîhr innellahe seyubtîluh innellahe la yuslihu amelel mufsidîn

82. Ve yuhîkkullahul hakka bi kelimatihî ve lev kerihel mucrimun

83. Fe ma amene li musa illa zurriyyetum min kavmihî ala havfim min fir’avne ve meleihim ey yeftinehum ve inne fir’avne lealin fil ard ve innehu le minel musrifîn

84. Ve kale musa ya kavmi in kuntum amentum billahi fealleyhi tevekkelu in kuntum muslimîn

85. Fe kalu alellahi tevekkelna rabbena la tec’alna fitnetel lil kavmiz zalimîn

86. Ve neccina bi rahmetike minel kavmil kafirun

87. Ve evhayna ila musa ve ehîyhi en tebevvea likavmikuma bi mîsra buyutev vec’alu buyutekum kîbletev ve ekîymus salah ve beşşiril mu’minîn

88. Ve kale musa rabbena inneke ateyte fir’avne ve melehu zînetev ve emvalen fil hayetid dunya rabbena li yudîllu an sebîlik rabbenatmis ala emvalihim veşdud ala kulubihim fe la yu’minu hatta yeravul azabel elîm

89. Kale kad ucîbet da’vetukuma festekîyma ve la tettebianni sebîlellezîne la ya’lemun

90. Ve cavezna bi benî israilil bahra fe etbeahum fir’avnu ve cunuduhu bağyev ve adva hatta iza edrakehul ğaraku kale amentu ennehu la ilahe illezî amenet bihî benu israile ve ene minel muslimîn

91. Al ane ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn

92. Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekune limen halfeke ayeh ve inne kesîram minen nasi an ayatina le ğafilun

93. Ve le kad bevve’na benî israîle mubevvee sîdkîv ve razaknahum minet tayyibat femahtelefu hatta caehumul îlm inne rabbeke yakdîy beynehum yevmel kîyameti fîma kanu fîhi yahtelifun

94. Fe in kunte fî şekkim mimma enzelna ileyke fes’elillezîne yakraunel kitab min kablike le kad caekel hakku mir rabbike fe la tekununne minel mumterîn

95. Ve la tekunenne minellezîne kezzebu bi ayatillahi fe tekune minel hasirîn

96. İnnellezîne hakkat aleyhim kelimetu rabbike la yu’minun

97. Ve lev caethum kullu ayetin hatta yeravul azabel elîm

98. Fe lev la kanet karyetun amenet fe nefealna îmanuha illa kavme yunus lemma amenu keşefna anhum azabel hîzyi fil hayatid dunya ve metta’nahum ila hîyn

99. Ve lev şae rabbuke le amene men fil erdî kulluhum cemîa e fe ente tukrihun nase hatta yekunu mu’minîn

100. Ve ma kane li nefsin en tu’mine illa bi iznillah ve yec’alur ricse alellezîne la ya’kîlun

101. Kulinzuru maza fis semavati vel ard ve ma tuğnil ayatu ven nuzuru an kavmil la yu’minun

102. Fe hel yentezîrune illa misle eyyamillezîne halev min kablihim kul fentezuru innî meakum minel muntezîrîn

103. Summe nuneccî rusulena vellezîne amenu kezalik hakkan aleyna nuncil mu’minîn

104. Kul ya eyyuhen nasu in kuntum fî şekkim min dînî fe la a’budullezîne ta’budune min dunillahi ve lakin a’budullahellezî yeteveffakum ve umirtu en ekune minel mu’minun

105. Ve en ekîm vecheke lid dîni hanîfa ve la tekunenne minel muşrikîn

106. Ve la ted’u min dunillahi ma la yenfeuke ve la yedurruk fe in fealte fe inneke izem minez zalimîn

107. Ve iy yemseskellahu bi durrin fe la kaşife lehu illa hu ve iy yuridke bi hayrin fe la radde li fadlih yusîybu bihî mey yeşau min îbadih ve huvel ğafurur rahîym

108. Kul ya eyyuhen nasu kad caekumul hakku mir rabbikum fe menihteda fe innema yehtedî li nefsih ve men dalle fe innema yehtedî li nefsih ve men dalle fe innema yedîllu aleyha ve ma ene aleykum bi vekîl

109. Vettebî’ma yuha ileyke vasbir hatta yahkumellah ve huve hayrul hakimîn

YUNUF SÛRESİ MEALİ VE ANLAMI
Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.

2.İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?

3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?

4. Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.

5. O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.

6.Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.

7,8.Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.

9.(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.

10.Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.

11.Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.

12.İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.

13.Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.

14.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.

15. Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”

16.De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?”

17.Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.

18.Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”.

19.İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.

20.“Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”

21.Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.

22.O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.

23.Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz.

24.Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

25.Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

26.Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.

27.Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

28.Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.”

29.“Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter.”

30.Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir.

31.De ki: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?” “Allah” diyecekler. De ki: “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

32.İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?

33.Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” sözü, işte böylece gerçekleşmiştir.

34.De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O hâlde, nasıl oluyor da (haktan) çevriliyorsunuz?”

35.De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.” Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”

36.Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.

37.Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.

38. Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.

39.Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.

40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.

41.Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim).”

42.Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?

43.İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?

44.Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.

45. Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.

46. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.

47.Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.

48.“Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar.

49.De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”

50.De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.)

51.(Onlara) “Azap gerçekleştikten sonra mı O’na iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz” (denilecek).

52. Sonra da zulmedenlere, “Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir.

53.“O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”

54. (O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.

55.Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın va’di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.

56.O, diriltir ve öldürür; ancak O’na döndürüleceksiniz.

57. Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.

58.De ki: “Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”

59.De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”

60. Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O’nun nimetlerine) şükretmezler.

61.(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.

62. Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

63.Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.

64.Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.

65.Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün güç Allah’ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

66.Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.

67.O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.

68. “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?

69. De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.”

70.Onlar için dünyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız.

71.Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!

72.Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.”

73.Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!

74.Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.

75.Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Mûsâ ve Hârûn’u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.

76.Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler.

77.Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi.

78.Dediler ki: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hâkimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.”

79.Firavun, “Bütün usta sihirbazları bana getirin” dedi
80.Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi.

81. Sihirbazlar atacaklarını atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.

82.Suçluların hoşuna gitmese de, Allah, hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir.”

83.Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavminin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi. Çünkü Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.

84.Mûsâ, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin” dedi.

85.Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!”

86.Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar.

87.Mûsâ’ya ve kardeşine, “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele” diye vahyettik.

88.Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler.”

89.Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi.

90.İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.

91.Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.

92.Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.

93.Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

94.Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!

95.Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.

96,97.Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.

98.Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.

99.Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?

100.Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

101.De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz.

102.Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

103.Sonra resûllerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde üzerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız.

104.De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden herhangi bir şüphede iseniz, bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Bana mü’minlerden olmam emrolundu.”

105,106. Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma. Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.”

107.Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

108.De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.”

109.(Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here