Mevlana Hz Muhammed Peygamber Sevgisi İle İlgili Sözleri

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı insanlar vardır ki doğduğu zamana ait değildir. Çağların ötesinde yaşarlar. Onlar ışık olur çevresini aydınlatırlar. Cevherlerin usta ellerde yetişmesi, değerinin ortaya çıkması için belirli bir zamanın geçmesi lazımdır. Sürekli doğum sancısı çekenlerin dillerinden inci, mercanlar dökülür. Mevlânâ Celaleddin, “hamdım, piştim, yandım elhamdülillah!” derken en güzel iksiri ve insan-ı kâmilin yolunu göstermiştir.

Büyük ve alimler’den Mevlana Celaleddin Rumi sözleri ve nasihatları ile hayatınıza yön verecek altın değerinde sözleri derledik. İnsan için faydalı olan bilgi, bilgilerin en üstünüdür, en güzel rehberdir. Bu çalışmamdaki amaç, toplumda ortaya çıkan bozulmanın durulması adına, ‘bir damla’ olabilmektir.

Konya’da yaşamış ünlü düşünür ve şair Mevlana Celaleddin Rumi’dir. Muhammed Celâleddîn-i Rumi veya kısaca bilinen adıyla Mevlana 30 Eylül 1207 – 17 Aralık 1273), 13. yüzyılda yaşamış büyük tasavvuf alimlerindendir. Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Mevlana 17 Aralık 1273 yılında vefat etti. Öldüğü geceye düğün gecesi anlamına gelen şeb-i arus dendi. Mevlana Celaleddin Rumi’nin kabri Konya’dadır. Mevlana türbesi aynı zamanda müze olarak halkın ziyaretine açıktır.

MEVLANA HZ MUHAMMED ALEYHİSSELAM İLGİLİ MESAJLARI

İncil’de Mustafa (sav)’in, o peygamberler öncüsünün, o safa denizinin adı vardı. Sıfatları, şekli, savaşı, onıç tutıışu ve yemek yiyişi anılmıştı. (Bir) Hıristiyan taifesi, o ad ve o hitap kendilerine ulaştığı zaman sevap için; o yüce adı öperler; o lâtif vasfa yüz sürerlerdi. Onlar, Ahmed adına sığındıklarından dolayı (şerlerden, fitnelerden) korundular. Hz Mevlana

Ahmed neyi söylerse hakikatte o söz hakikat denizinindir. Onun sözleri denizin incileridir. Çünkü O’nun mübarek gönlü, hakikat denizi ile birleşmiştir. Hz Mevlana

Bu peygamber, baştan başa kulaktır, gözdür. Onun sayesinde yenileşiriz, gençleşiriz. Sütannedir bize o, biz ise süt emer çocuklarız. Hz Mevlana

Kendini tevil et, hadîsleri değil; kendi dimağına kötü de, gül bahçesine değil! Hz Mevlana

Şeytan kurttur, sen de Yusuf a benzersin. Ey temiz er, sakın Yakub’un eteğini bırakma! Sürüden bir kuzu, yalnız başına bir yol tutup ayrıldı mı çoğu zaman bir kurt onu kapar, yer. Sünneti ve topluluğu bırakan kişi, yırtıcı hayvanlarla dopdolu olan böyle bir yerde kendi kanını dökmez de ne yapar? Sünnet yoldur, topluluk da yoldaşa benzer. Yolsuz, yoldaşsız oldun mu bu daracık yerde helak oldun gitti! Hz Mevlana

Ahmed’in sünnetini bırakma, ona mahkûm et kendini. Hz Mevlana

Ahmed, ümmetler “Ya Rabbi” desinler diye dünyada nice putlar kırdı. Ahmed’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın. O’nun ümmetler üzerindeki hakkını bil! Başın, puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu. Hz Mevlana

Aklı, Mustafa (sav)’in önünde kurban et! “Hasbiyallah” (Allah’ım bana yeter) de! Hz Mevlana

Padişahların adlarını (ölünce) paralardan kazıyıp silerler; Ahmed’in adını ise kıyamete kadar kazıyıp işlerler. Ahmed’in adı, bütün Peygamberlerin adıdır. Yüz, elimizde olunca, doksan da bizde demektir. Hz Mevlana

O’na benzer ne gelmiştir, ne de gelecek. Bu yüzden son peygamber olmuştur. Sanatında son derece ileri gitmiş bir üstadı görünce bu sanat, sende bitmiştir (son bulmuştur) demez misin? Ey peygamber, mühürleri kaldırmak, kapalı kapıları açmaktasın, hatemsin; bu iş, seninle ve sende bitmiştir. Can bağışlayanlar âleminde bir Hâtem’sin sen. Hâsılı mühürleri kaldırma ve kapıları açmada Muhammed’in işaretleri, tamamıyla açıklık içinde açıklık. Hz Mevlana

(Ey Peygamber!) Kim senin sofrandan başka bir sofraya gi-I derse bil ki şeytan onunla bir kâseden yemek yer. Kim senin komşuluğundan kaçarsa şüphe yok ki şeytan, ona komşu olur. Kim sensiz uzak bir yola giderse şeytan onunla yoldaş olur, onunla bir sofraya oturur. Hz Mevlana

Vehmi ile akıl, mihenk olmadıkça meydana çıkmaz. Her ikisini de hemen mihenge vur. Bu mihenk de Kur’ân’dır, Peygamberlerin hâlidir. Mihenk kalpa “Gel” diye meydan okur. Hz Mevlana

(Allah der ki) Ey Mustafa, bu nûr denizinde kaptanlık et. Çünkü sen, ikinci Nuh’sun! Akıllılara bir yol gösterici lâzım. Hele yol, deniz yolu olursa! Kalk da yolu vurulmuş kervana bak. Her yanda kaptan kesilmiş gulyabanileri gör! Sen, vaktin Hızır’ısın, her geminin imdadına yetişen sensin. Ruhullah Hz. Isa gibi yalnız yürümeyi âdet edinme! Bu topluluğun önünde gök-yüzündeki ışık gibisin, güneşe benziyorsun. Bunlardan gizlenmeye, halveti bezemeye kalkışma! Halvet1 IK zamanı değil, topluluğa gel! Ey Peygamber, hidayet, Kaf Dağı’na benzer, sense Hü-mâ’sın! Dolunay, gökyüzünde geceleri yürür. Köpeklerin sesi yüzünden yürüyüşünü bırakmaz. Kınayanlar, senin dolunayına karşı köpeklere benzerler; sana karşı ürüyiip dururlar! Bu köpekler, “Susun, dinleyin” emrine karşı sağırdırlar. Ahmaklıklarından senin dolunayına karşı hav havlayıp durmaktalar! Hz Mevlana

Ey şifa, hastayı terk etme. Ey şifa, hastayı terk etme. Sağıra kızıp körün sopasını bırakma! Sen demedin mi ki “Körü, yolda tutup yeden, Allah’tan yüzlerce ecir alır, yüzlerce sevaba girer! Kim bir kötü kırk adım yederse günahları bağışlanır, doğru yo lu bulur!” Bu fanî cihandaki körleri katar katar çek! Doğru yolu gösterenin işi budur; sen de doğru yolu gösterensin. Âhir zamanın yasına neşesin sen! Ey takva sahiplerinin imamı, bu hayâllere kapılanları, yakîn makamına kadar götür! Kim gönlünden sana karşı bir hile, bir düzen düşünürse onun boynunu ben vurumm, sen tasalanma, neşelen, neşeli neşeli yürü! Onun körlüğüne körlükler katanm. O, şeker sanır, ama ben ona zehir veririm! Akıllar benim nurumla parlar, aydınlanır. Hileler, benim hilemden öğrenilir! Âlemdeki erkek fillerin ayaklarına göre Türkmen’in kara çadırı nedir ki? Ey benim en ulu Peygamberim, onun mumu, kasırgama karşı nedir? Derhal korkunç sûr sesiyle kalk da binlerce ölü, topraktan çıksın! Sen vaktin İsrafil’isin; doğruca kalk da kıyametten önce bir kıyamet kopar! Kim, hani, nerede kıyamet? derse, ey güzelim, kendini göster, işte kıyamet benim de! Hz Mevlana

Peygamberimiz buyurmuştur ki: Ey ashabım! Ey ümmetim! Ben size bir baba gibi şefkat ederim, sizi babanız gibi severim. Çünkü hepiniz benim cüz’lerimsiniz. Neden cüz’ü küll’den ayı-nyorsunuz?” Bir cüz, küll’den ayrılınca, hiç bir işe yaramaz. Bedenden bir uzuv kesildi mi o uzuv murdar olur. Küll’den ayrılan cüz’, tekrar aslına ulaşmazsa ölür kalır, candan haberi bile olmaz. Küll’den aynlan cüz’, hareket etse bile, bu hâl onun diriliğine delil olamaz. Çünkü yeni kesilmiş bir uzuv da bir müddet °ynar, kımıldar. Cüz’, küll’den ayrılırsa bir tarafa gider, kaybolur; küll de noksan kalır. Fakat bu bahsettiğimiz küll, o noksan kalan kül gibi değildir. Hz Mevlana

Divan-ı Kebir’in III. cildinin 1137 numaralı gazelinde:

Hz. Muhammed’in nuru milyonlarca parçaya ayrıldı da, uçtan uca iki dünyayı kapladı.

Peygamber Efendimiz o nurun (parıltısındaki) şimşek gibi çakınca küfür perdeleri yırtılır da binlerce kişi, binlerce rahip zünnarlarını koparıverirler.”

“Küfür karalar giyindi; çünkü Hz. Muhammed’in nuru geldi. Ölümsüzlük davulunu çaldılar, ebedi saltanat devri geldi.

Yeryüzü yemyeşil oldu. Gökyüzü hasedinden yenini yakasını yırttı. Ay ikiye bölündü ve dünyaya ruh geldi, canlandı.

Dün gece gökyüzündeki sayısız yıldızlardan müthiş bir gürültü duyuldu. Çünkü yıldızı kutlulardan kutlusu eşsiz bir yıldız yeryüzüne inmişti. (Cild II; No: 882)

Divan-ı Kebir’de bu beyitleri söyleyen Mevlâna, Mesnevî’de de bu konu üzerinde çok durur. IV. cilt Mesnevî’nin 3844-3846 beyitleri şöyledir:

Hz. Muhammed’in sureti bir duvarın yüzüne vursa, duvarın gönlünden gönül kanı damlar.

O’nun mübarek sureti duvara öyle kutlu gelir ki, duvar bile hemen iki yüzlülükten kurtulur.

Temiz ve pak kişilerin bir yüzlü oluşlarına karşı, duvarın iki yüzlü oluşu onun için ayıptır.

Mesnevî’nin VI. cildinde 167. beyitle başlayan beyitlerde aynen şöyle buyurur:

Hz. Muhammed, bu dünyada da şefaatçidir, o dünyada da… Bu dünya din dünyasıdır. O dünya ise cennetler dünyasıdır.

Bu dünyada onlara yol gösterir. O dünyada ise ay gibi olan yüzünü gösterir.

O’nun gizli ve aşikar adetleri: “Ya Rabbi, ümmetime doğru yolu göster, onlar gerçekten de bilmiyorlar.” diye dua etmekti.

O’nun mübarek nefesi ile iki kapı da açılmıştır. İki dünyada da duası kabul edilmiştir.

O’na benzer birisi ne gelmiştir, ne de gelecektir.

O mübarek ruhuna, kutlu gelişine, evladının zamanına da yüz binlerce salât ü selam olsun.

Aynı cildin 816. beyti ise şöyledir:

Hz. Peygamber Efendimizin sözlerinin hepsi de hakikat denizinin incileridir, çünkü O’nun mübarek gönlü, hakîkat denizi ile birleşmiştir.

Mesnevî’nin III. cildinde 3110 numaralı beyitle başlayan bölümde Peygamber Efendimize ait bir iki mucizeyi Hz. Mevlâna’nın nasıl coşkunlukla anlattığını görelim:

Malik oğlu Enes’ten rivayet edilmiştir. Bir kimse ona misafirliğe gitmişti.

O misafir hikaye etmiştir ki, Enes Hazretleri, yemekten sonra peşkirinin sararmış, solmuş, kirlenmiş olduğunu gördü.

Hizmetçi kıza: “Şu kirli ve bulaşık peşkiri bir an için olsun tandıra atıver.” dedi.

O anlayışlı kız, hemen peşkiri ateşle dolu tandıra attı.

Misafirlerin hepsi, bu işe şaştılar, peşkirden dumanlar çıkacağını, yanıp kül olacağını bekliyorlardı.

Bir müddet sonra hizmetçi kız, kirlerden temizlenmiş, beyazlaşmış peşkiri tandırdan çıkardı.

Orada bulunanlar, “Ey Aziz Sahabi” dediler. “Bu peşkiri nasıl oldu da ateş yakmadı, üstelik bir de temizledi?”

Enes Hazretleri buyurdu ki; “Mustafa (S.A.V.) bu peşkire çok defa elini, ağzını sildi de ondan.”

Ey ateşten ve azabdan korkan gönül, öyle bir el, öyle bir dudak sahibine yaklaş.

O mübarek el ve ağız, peşkir gibi cansız bir şeye böyle bir yücelik böyle bir şeref verirse, bir aşığın ruhuna neler verir? Ne feyizlerde bulunur?

Aynı Mesnevî cildinin 3130 numaralı beyitle başlayan bölümünde, Mevlâna, Peygamber Efendimizin bir mucizesini şöyle anlatır:

Çölde bir Arap kervanı susuz kalmıştı. Yağmursuzluktan su tulumları kurumuştu.

Çölün ortasında kalmışlar ve susuzluktan öleceklerini anlamışlardı.

Ansızın, iki dünyada da darda kalanların yardımına koşan Hz. Mustafa Efendimiz, onlara yardım etmek için teşrif buyurdu.

Orada pek kalabalık bir kervan gördü. Kervan halkı o uzun yolda kızgın kum üstünde kalmıştı.

Develerin susuzluktan dilleri sarkmıştı. Halk kumların üstünde öteye beriye dağılmıştı.

Resulullah onlara acıdı ve buyurdu ki: “Haydi, çabuk kalkın, bir kaçınız şu kum tepesine doğru koşun.”

“Orada siyah bir köle, bir zenci var. Devesine binmiş efendisine tulumla su götürüyor.”

“O köleyi, devesi ile beraber, istese de istemese de alın, benim yanıma getirin…”

Çölde bir Arap kervanı susuz kalmıştı. Yağmursuzluktan su tulumları kurumuştu.

Çölün ortasında kalmışlar ve susuzluktan öleceklerini anlamışlardı.

Ansızın, iki dünyada da darda kalanların yardımına koşan Hz. Mustafa Efendimiz, onlara yardım etmek için teşrif buyurdu.

Orada pek kalabalık bir kervan gördü. Kervan halkı o uzun yolda kızgın kum üstünde kalmıştı.

Develerin susuzluktan dilleri sarkmıştı. Halk kumların üstünde öteye beriye dağılmıştı.

Resulullah onlara acıdı ve buyurdu ki: “Haydi, çabuk kalkın, bir kaçınız şu kum tepesine doğru koşun.”

“Orada siyah bir köle, bir zenci var. Devesine binmiş efendisine tulumla su götürüyor.”

“O köleyi, devesi ile beraber, istese de istemese de alın, benim yanıma getirin…”

O su arayıcılar kum tepesine doğru gittiler, biraz sonra Peygamber Efendimizin haber verdiği zenciyi gördüler.

Siyah bir köle, bir deveye binmiş gidiyordu. Efendisine su ile dolu bir tulum götürüyordu.

Ona: “İnsanların övüncü ve kainatın hayırlısı Hz. Peygamber, şurada, seni istiyor.” dediler.

Köle: “O kimdir? Ben onu tanımıyorum.” dedi. “O ay yüzlü, şeker huylu Peygamberdir.” dediler.

Peygamberimizin bütün iyi huylarını mümkün olduğu kadar anlattılar. Zenci “O galiba bahsedilen sihirbaz, şair olacak.

Duyduğuma göre, sihir yaparak halkın bir kısmını kendine bağlamış. Ben onun yanına bir arşın kadar bile yaklaşmam.” dedi.

Bunun üzerine köleyi ve deveyi çeke çeke kervanın bulunduğu yere götürmeye başladılar. O sövüp sayıyor, bağırıp çağırıyordu.

Onu Aziz Peygamberimizin yanına getirdiler. Peygamber Efendimiz “Onun tulumundaki sudan için ve kırbalarınızı doldurun.” diye buyurdu.

Hepsi, o tulumdan su aldılar, develere varıncaya kadar herkes o sudan içti.

Herkes kırbasını o tulumdan doldurdu. Gökyüzündeki bulut bile bu mucizeye gıpta etti, şaştı kaldı.

Bunu kim görmüştür ki, bir tulumdan bunca cehennemin yanışı soğuşun, susuzluğunu gidersin?

Kim görmüştür ki, bir tek tulumdan bunca kırba, ağzına kadar dolsun?

Kervan halkı Peygamber Efendimizin mucizesine hayran oldular da “Ey lütuf ve ihsanı deniz kadar geniş olan Hz. Muhammed, bu hâl nedir?” dediler.

“Küçük bir tulumu, mucizene perde ederek hem Arabi, hem Kürdü suya garkettin.” diyorlardı.

Hz. Peygamber buyurdu ki: “Ey köle, senin suyundan aldılar diye şikayete başlayıp, iyi kötü söylenmemen için, su tulumuna bak. O boşalmamış, dopdolu.”

O siyah köle Peygamberin mucizesi karşısında şaşırıp kaldı. Mekansızlık aleminden onun gönlüne iman geldi.

Köle, gökten bir çeşmenin aktığını gördü. Onun tulumu, gökten gelen ilâhî feyzin coşkunluğuna örtü olmuştu.

Gözlerinin önünden bütün gaflet perdeleri yırtıldı, sıyrıldı da o, gayb aleminin çeşmesini apaçık gördü.

O anda kölenin gözleri yaşlarla doldu. Efendisini de, yurdunu da unuttu, gitti.

Elsiz, ayaksız kaldı. Allah, onun canına tatlı bir titreme saldı. Kendini kaybetti.

Hz. Peygamber, tekrar işini, vazifesini yapsın diye onu kendine getirdi. “Ey faydalar elde eden köle, kendine gel de, yola düş, susuzlara suyunu götür.” diye buyurdu.

“Şimdi, hayret zamanı, şaşkınlık zamanı değil, asıl seni şaşırtacak hal, ilerde karşına çıkacak… Sen hemen yola düş, hızla gitmeye bak.”

Köle Hz. Mustafa’nın ellerine yüzünü sürdü, o mübarek elleri aşıkçasına öptü, öptü.

Resulullah, mübarek elini onun yüzüne sürdü ve onu ebedi saadete eriştirdi.

O zenci, o Habeşi köle, beyazlandı. Gece gibi simsiyah olan yüzü, ayın on dördü gibi aydınlandı, gündüz gibi nurlandı.

O siyah köle güzellikte ve olgunlukta Hz. Yusuf gibi oldu. Ona “Haydi, köyüne git de hali anlat, haber ver.” diye buyurdu.

Köle elsiz, ayaksız bir hale gelmiş, mest olmuştu. Gidiyordu ama elini ayağından ayırt edemiyordu.

Kervandan ayrıldı. İki dolu tulumla efendisinin yanına geldi.

Efendisi, onu, uzaktan beyazlamış görünce, şaşırdı. Şaşkınlığından o köyün halkını çağırdı.

“Bu su tulumu, bizim tulumumuz.” dedi. “Deve de bizim devemiz. Fakat zenci yüzlü köle nereye gitti?”

“Bu uzaklardan gelen bir ay ki, yüzünün nuru, gündüzün ışığına vuruyor, onu aydınlatıyor.”

“Bizim köle nerede? Yolu mu şaşırdı? Yoksa onu bir kurt mu yedi?”

Köle karşısına gelince, Ona “Sen kimsin?” diye sordu. “Bir Yemenli misin? Yoksa Türk müsün?”

“Kölem nerede? Onu ne yaptın? Doğru söyle, hileye kalkma…”

Köle dedi ki: “Senin köleni öldürmüş olsaydım, kendi ayağımla kanımı döktürmek için sana nasıl gelebilirdim?”

Efendi: “Peki, benim kölem nerede?” diye sordu. Köle: “İşte, burada, Senin kölen benim.” dedi. “Allah’ın lütuf eli, benim yüzümü ağarttı, parlattı.”

Efendi: “Hey” dedi, “Sen ne söylüyorsun? Kölem nerede? Doğru söylemekten başka çaren yok, yoksa benim elimden kurtulamazsın.”

Köle dedi ki: “Senin o köle ile aranda geçen sırları sana bir bir anlatayım, hepsini söyleyeyim.”

“Beni satın aldığın andan şimdiye kadar aramızda geçenleri sana anlatayım.”

“Bilesin ki ben oyum, her ne kadar, gece gibi kapkara olan bedenimden parlak göz kamaştırıcı bir sabah doğmuşsa da, ben ruhi varlığımla aynı köleyim.”

“Bedenimin rengi değişti ama tertemiz olan ruhun ne rengi vardır, ne unsurlara bağlıdır, ne de toprağa mensuptur.”

Divan-ı Kebir’in III. cildinin 1135 numaralı şiirinde:

Kılıçlar üzerine zırhsız çırçıplak atılan sahabe, Muhammed Muhtar’ın sunduğu iman şarabı ile mest olmuşlar, kendilerinden geçmişlerdi.

Hayır, bu söz yanlış oldu. Hz. Muhammed saki değildi. İlâhî şarap ile dolu bir kadehti. İyi kişilere sakilik eden de Cenab-ı Hak’tı.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin eskort -
deneme bonusu
- deneme bonusu veren siteler - Goley90 Giriş - youtube beğeni satın al - buy youtube likes - Vozol - istanbul escorts - beşiktaş escort - beylikdüzü escort - postegro - deneme bonusu veren siteler - deneme bonusu veren siteler - postegro - vozolcenter.co - istanbul escort - gebze escort - Baywin Giriş - canlı casino - canlı casino