İmamı Rabbani’den Öğüt Dolu Sözleri

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İmam Rabbani’nin asıl adı Serhandi Ahmet Fanıki’dir. Hz. Ömer’in soyundan geldiği ifade edilmektedir. Ehl-i sünnet çizgisindeki tasavvufun büyük simalarındandır.

1564’te doğmuş, 1624ye vefat etmiştir. Babası Abdülehad, çağının büyük âlimlerinden biri olup oğluna küçük yaşta Kur’an’ı hıfzettirmiştir. İleride büyük bir âlim olan imam Rabbani, bütün Hindistan’da tanınmıştır.

Kendisini hicretin II. yüzyılında İslam dinini yenileyen kişi manasında “Müced-did-i Elf-i Sani“ olarak tanıtmıştır. Vahdet-i Vücut fikrine karşı, Vakdet-i Şuhût fikrini savunmuştur.

Bazı insanlar vardır ki doğduğu zamana ait değildir. Çağların ötesinde yaşarlar. Onlar ışık olur çevresini aydınlatırlar. Onlar tutunacak dalların bütün bütün kırıldığında kalpleri ve kafaları sözlerin güzelleriyle aydınlatmıştır insanoğlunu. İnsan için faydalı olan bilgi, bilgilerin en üstünüdür, en güzel rehberdir. Bu çalışmamdaki amaç, toplumda ortaya çıkan bozulmanın durulması adına, ‘bir damla’ olabilmektir.

Evvela İmam Rabbani’nin oğluna verdiği hikmetli nasihatı paylaşalım. Hemen ardından da İmam Rabbani’nin sözlerini verelim.

İmam Rabbani’nin Oğluna Öğütleri

Oğlum, zaman fırsat zamanıdır. Dava ve gaye, aldır-ma-maya ve bugünden yarma atdmamaya tahammül edemez. Zamanın en güzel ve verimlisi olan gençliği, işin güzel ve verimlisi olan ibadet yolunda kullanmak gerek: Dinin “Yap!” emrini verdiği her şeyi yapmak ve “Yapma!” emrini verdiği her şeyi yapmamak…

İnsan “nefs-i emmârenin saltanat vakti olan gençliğinde nefse zıt hareket edebilirse, en küçük bir amelle sevapların en büyüğünü kazanır. Yoksa bu halin sonu nedamet ve ıstıraptır. Çok defa olur ki, bir nedamet (pişmanlık) ve ıztıraba kadar olsun, vakit müsait olmaz. O zaman her şey kaybolmuştur. “Rahmetim her şeyi geçti.” emrini veren Allah (c.c), bu rahmeti iman esasma bağladı. Mutlaka kavramak lâzımdır ki, din büyüklerinin dediği gibi, küçük günahlar büyüklerine, büyükleri de küfre kadar götürür. O vakit tövbe ve ıztıraba da zaman ve imkân kalmaz. Bir anlık nefis hazzı yerine, ebedi hayat elden çıkar. Evet, fırsat, daima içinde bulunduğumuz andır.

Mağrifet kaynağından gelen bela ne kadar şiddetli olursa olsun, kullara sabır ve rızadan başka çare yoktur. Eğer bu bela yakınlarımızın ölümü dolayısıyla gelmişse şu teselli bizi koruyabilir:

“Biz buraya kalmak için gelmedik; sadece bir şey kazanmak için geldik. Eğer ölen bunu kazananlardan biri ise Ölüm sevgiliyi, sevgiliye ulaştınr ölçüsünü yerine getirmiş bir bahtiyardtr.”

Ölüm bir musibet değildir, belki musibet, ölünün arkasından ne yapacaklarım bilmeyenlerin halidir. Dua, istiğfar ve sadaka yoluyla imdada koşmak lâzımdır. Allah Resûlünün bir hadislerinde, ölünün kabirde, dalgalar arasında çırpınan bir boğulana benzetildiğini düşününüz. O annesinden, babasından, kardeşlerinden ve yakınlarından her an bir dua* beklemektedir. Bu dua kendisine eriştikçe verimi, bütün kâinatın kendisine bağışlanmasından daha sevgili olur.

Hak, kabir ehli üzerine, arz ehlinin duasından dağlar gibi rahmet yağdırır. Yaşayanların ölülere en büyük hediyesi, onlar için istiğfarlarıdır.İşte Peygamberler Peygamberinin hadislerinden çıkan hükümler bunlardır. Allah’tan her işte rıza ve şükür üzerine olalım.

Hak ehli, kalp hastalıklarının doktorudurlar. Bâtınî illetlerin giderilmesi, bu büyüklerin teveccühlerine bağlıdır. Onların sözleri deva ve nazarları şifadır. Onlar öyle bir topluluktur ki, aralarında oturanlar ve kendileriyle düşüp kalkanlar da kötülük yaşayamaz. Onlar Allah yakınlığınım kahramanlarıdır ve gökte yağmur, toprakta rızık, yüzleri suyu hürmetine husul bulur.

Kalp illetleri arasında batini hastalıkların başı, dünya ve dış âleme gönlün giriftarlığıdır. Bu giriftarlıktan tam kurtulmadıkça selamet düşünülemez.

Allah’a hiçbir şey eş ve yakın olamaz. Hele Allah’tan gayrisinin sevgisini Allah sevgisini öldürecek kadar galip kılmak, hayasızlığın son mertebesidir. Hayanm imandan bir şube olduğu sırrını, bu ölçüyle görebilmek lâzım.

İşte bu hayanm ve kalp selametinin biricik nişanesi, “masiva” dünya ve dış âlem’in unutulmasıdır. Kalpte bütün eşya ve harici hadiseler tam bir yokluk ve unutkanlığa bü-rünmelidir. Öyle ki, insana zorla bunları hatırlatsalar yine hatırlamak mümkün olmamalı, işte Allah ehlinin “fena” diye isimlendirdikleri hal budur.

Kulunun Allah’tan yüz çevirdiğine biricik işaret, onun malayani (lüzumsuz ve manasız işler) ile uğraşmasıdır. İşte farzlardan herhangi birini bırakıp nafilelerden herhangi biriyle uğraşmak, malayaninin ta kendisidir.Mihnet ve ıztırap aşkın gereklerindendir. Çaresiz katlanılacak… Yoksulluk, dert ve gam; bunlar lâzımdır. Dost sevdiğini, kendisinden başka her şeyden kesilmiş ve sıyrılmış görmek ister. Bu makamda huzur, huzursuzlukta; karar, kararsızlıkta; rahat, rahatsızlıktadır. Bu makamda nefse çare aramamak kendisini mihnet ve ıztıraba bırakmakla olur. O zaman da insan kendisini sevgiliye ısmarlamış ve bırakmış bulunur. Devlet bundadır.

Bir saat için kendine gel ve bu şenaati düşün!

Bazı ihtiyaçların elde edilmesi yolunda ancak gerektiği kadar çalışmak lâzımdır. Bütün himmeti ona sarf etmek ve bütün ömrü olmayacak şeyin talebi yolunda geçirmek, sefahatin ta kendisidir.

Fırsat ganimettir. Onu neticesi hiç olan işlerde iflas ettirenlere acıyalım.

Dava, kendi kendinden kurtulabilmek… Hepsi bu kadar… Kendimizin içinden geçip kendimizi arayacak, kendimizde bulacak ve böylece kendimizden kurtulmuş olacağız. Ölçü de bu kadar. Allah bizi yalnız kendisi ile meşgul edip, tek an için olsa bile gayra meylettirmesin. En büyük gayeyi aramanın yeri kendimiz olduğu kadar, Allah’ı kaybetmenin ve büsbütün peçelemenin yeri de ken-dimizdir. Dünyada her bela kendi kendinin giriftarı olmaktan gelir. Kendisini kendisinden kurtaran, masivaya giriftarlıktan da kurtulmuş olur. Gerçekten puta tapan bir insan, kendisine tapıyor demektir. Böylece kendisinden geçmek ve gayeyi yine kendinde aramak farzdır. Zira hiçbir şey insanın dışında değildir.Evet; bütün gaye kendimizde… Fakat bunun için kendimizden kurtulabilmemiz lâzım.

Müslümanlıkla küfür, dünya ile ahiret birbirinin zıd-dıdır. Bunlardan birini ispat, öbürünün nefyini meydana koyar. Bunlardan birini aziz görmek, öbürünü hor görmek olur. Düşünelim! Allah üstün ahlâkla yarattığı sevgilisine kâfirlerle savaşmak ve onları hor tutmak emrini verdi. Demek ki kâfiri hor tutmak, ona düşmanlıkla muamele etmek en üstün ahlâk icabı. İslamın yüksekliği de, küfrün hor ve alçak tutulmasındandır. Küfür ehlini aziz tutmak, yalnız ona saygı gösterip, en yüksek dereceyi vermek değildir. Onunla düşüp kalkmak, gönül ve dil birliği etmek de düşmanı aziz tutmaya alâmettir. Köpekler gibi… Köpeklerin herkese nasıl kuyruk salladıklarını bilmez miyiz? Böylelerinden bucak bucak kaçmalıyız. Eğer bir iş icabı münasebet kurmak gerekiyorsa, en küçük nezaket haddi dışına çıkmadan, tam bir itibarsızlıkla ülfet etmek lâzımdır. İslamın kemali, hatta herhangi bir lüzumu bile fena edip, böyleler ile ülfet etmemekte.

Allah kitabında küfür ehlini, kendisinin ve Resûlü-nün düşmanları diye gösterdi. Allah ve sevgilisinin düşmanları ile dostluk etmekten büyük cinayet ne olabilir? Bir Müslümanm karşısında ağzından ve halinden küfür tüten bir insandan daha kirli, pis ve iğrenç bir manzara düşünülemez. Müslüman, bu pislerin en pisi manzaraya tahammül edemez.

Ahiret de dünyanın zıddıdır. İkisi bir araya gelmez. Birinden birini asli gaye sayan öbüründen mahrum olur.Yol, onun yoludur.

Gerçek muhabbete itiraz sığmaz. Seven, seviJenin divanesi olur. Sevende muhalefete hiçbir kudret yoktur. Seven sevilene karşı hiçbir şekilde başını kaldıramaz. Aşkta iki kutup bir araya gelmez. Onun içindir ki, iki zıddm birleşmesi muhal (zor) bilindi. Sevilene aşk, onu sevmeyene düşmanlığı çeker ve nihayet âlemlerin efendisini seven için, onu sevmeyenlerden nefret etmek kadar tabiî ve hakiki bir duygu olmaz.

Dünya metaı gururdur ve ahiret muamelesi onun üzerine kurulur. Birkaç günlük ömür, eğer evvellerin ve sonların seyyidine teslimiyetle bitecek olursa, ebedî kurtuluş ele geçer. “Yoksa, hayır çerçevesinde her ne iş işlenirse işlensin neticesi hiçtir.

Bu yolun divaneleri, elde ettikleri hiçbir yakınlıktan tesellilerini bulamaz. Öyle bir yakınlık ister ki, uzaklığa benzer ve öyle bir kavuşma dilerler ki gurbeti andırır olsun. Yoksa yakınlığa benzer ve vatanı andırır gurbetlerden ne çıkar. Onlar bu en çetin sır kapısında böyle bir iddia ve davayı müstehcen bilirler ve vakit nakdini yalancı işlere sarf etmezler. Ömür sermayesini lüzumsuz işlere yedirmezler, şerif dururken hasise meyil göstermezler. Şirin lokmalara kendilerini satmazlar. Bu mevzu, dinin en nazik noktasıdır. Bu noktada şirk ve dalaletin bir toz zerresi bile göze çarpar. Dileyelim ki, hak zuhur etsin ve bâtılı tasarruf eylesin. Ne kadar müşkülümüz varsa, hepsinin birden tutunacağı, Allah sevgisinin eteğidir. Bu eteğe yapışacakların son durağı ebedî kurtuluştur.Size, kurtuluşun yollarını kısaca bildireyim. Siz de gençlik fırsatını ganimet bilip, Allah’ın rızası yoluna atılmanın çaresine bakınız! Yol, en kesin ve açık ifadeyle üç kademelidir.

Evvela, iman ve akidenin tashih edilmesi… Bu sahada kılavuzumuz, gerçek ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’nin doğru olan görüşleridir.

İman ve itikat tam manasıyla düzeltilmeden, yapılacak, yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Ne amel, ne sülük, ne bir şey…

İtikadın düzeltilmesinden sonra, şeriat hükümlerine göre amel…

Bu iki dereceden sonra da, bâtın yolcuları olan büyük marifet kahramanlarının yoluna sülük…

Azim olan feyz, büyük kurtuluş, işte ifadesi bu kadar basit görünen bu üç kademenin birbirini takip ederek ve birbirinin içinde meydana gelmesiyle mümkündür.


✿ Nefse günahlardan kaçmak ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Ölmek felaket değildir, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemek felakettir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Dünya hayatı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzumlu şey de, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Bâtınî hallerimizin sıhhatini gösteren ölçü zâhirimizin şer‘î ölçülere uygunluğudur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Hakikati şeriatın dışında arayan sufi, hayalin peşinde koşmaktadır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gönül dalgınlığının ilacı; gönlünü Allahü teâlâya vermiş olanların sohbetidir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha çok faydalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Annenin yavrusuna faydasının olmadığı kıyamet günü için hazırlık yapmayana yazıklar olsun! İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kalp temizliği, Kur’an ve sünnete uymak, bid’atlardan kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İhsan sahibinin kapısı çalınınca açılır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gönül dalgınlığının ilacı, gönlünü Allah Teâlâ’ya vermiş olanların sohbetidir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kişinin olgunlaşması için insanların eziyet ve cefasına sabretmesi gerekir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Cahillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işinizin İslamiyete uygun olması için, Allahü teâlâya yalvarınız. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Farzı bırakıp, nâfile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Hakikati şeriatın dışında arayan, şeriatı önemsiz, ihmal edilebilir bir şekil gibi gören sûfîlik, bir serabın peşinde koşmaktır ve sonu hüsrandır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Dini hükümleri kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi değildir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Az veya bütün işlerde âlimlere müracat edip, onların verdiği fetvaya uygun amel et. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Tarikat gaye değil vasıtadır, ama vasıtaların da en etkili olanıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Sûfîlerin özel olarak üzerinde durduğu tasavvuf ve hakikat ilimleri dinin hizmetçisidir ve bütün seyrü sülûkten maksat ihlâsın elde edilmesidir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de şekavet ve felaket sanmamalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gönlünden mal, makam, evlat ve nefis sevgisini sür çıkar. Halkın hizmetinde ol. Onları incitme. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Tasavvuf yoluna girmekten maksat, hakiki imana ulaşıp, ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Ölülere dua ve istigfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Şehvetlerine uyar, kin, kavga, hile, düşmanlık tuza ve nifakla meşgul olursan bil ki şeytanların mertebesine inersin. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Hak mezheplerin hükümleriyle amel etmeden, kalp Allah’tan gayrı unutacak derecede zikir içinde kaybolmaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felakettir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Dinimiz dünya ve ahiretin mutluluğunu garanti etmiştir. Ancak bunun gerçekleşmesi için imandan sonra herkese şu üç vazife düşmektedir: İlim, amel ve ihlas. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha çok faydalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Tasavvuf ve hakikat menzillerini aşıp geçmekten maksat, rıza makamı için gerekli olan ihlâsın tahsilidir, başka şey değildir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştihası olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İslâm’ın ve müslümanların aziz olması, küfrun ve kafirlerin zelil düşmesine bağlıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Cenâb-ı Hak tarafından kulları irşad görevi verilmiş bir mürşid, insanlık için bulunmaz bir nimettir. Onun kelamı kalbe deva, nurlu nazarı nefse şifadır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kişi sevdiği ile beraberdir hadisi gereğince Allah’ı seven arifler de hep O’nunla beraberdirler. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Yolun selametle gidilmesi için you çok iyi bilen, kâmil bir mürşid gereklidir. Böyle bir mürşidin beraberliği olmadan ilâhi huzura adım atmak hiç de kolay değildir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Tam bir ehliyete ve ilmi dirayete sahip olmadan, kendi başına Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarmak ve onunla amel etmek caiz değildir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç (sevap) hasıl eder. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Keşif ve ilham, din ilmine uyduğu zaman makbuldür, uymazsa ona itibar edilmez. Bir ilmin ve içtihadın doğruluğu ilhamla değil, Kur’an ve Sünnet’le ölçülür. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Velilerin hiçbiri, Sahabi [eshab-ı kiramın] mertebesine çıkamaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Hakikati şeriatın dışında arayan sufi, hayalin peşinde koşmaktadır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Hak yoluna adım atanın ilk işi itikadını düzeltmektir. Bu da ancak Ehl-i sünnet ve’l-cemâat âlimlerinin, Kur’an ve Sünnet’ten elde ettikleri ilme göre olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun! İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) tabi olmak, bid’atlardan uzak durmak ve dinde ihlâslı ve samimi olmak gerekir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Alimlerin en üstünü âlemin en üstünü, âlimlerin en kötüsü âlemin en kötüsüdür. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat etmektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kalp temizliği, Kur’an ve Sünnet’e uymak, bid’atlardan kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Sünnet ile bid’at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Salih ameller İslamın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalb selamette olmaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Cennet ile Cehennem’den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet’e girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lazımdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O da nefsdir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bırakıp, Hak teâlâya ibadet etmek demektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Razzak olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Seadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Seadet-i ebediyyeye kavuşmak, peygamberlere uymağa bağlıdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Sohbeti ganimet bilmelidir. Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemallerin üstüdür. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk’a kavuşamaz. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Ehlin gönlü için (ailenin gönlünü almak için) günah işlemek ahmaklıktır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

✿ İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir. İmâm-ı Rabbânî (k.s)

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin eskort -
deneme bonusu
- deneme bonusu veren siteler - Goley90 Giriş - youtube beğeni satın al - buy youtube likes - Vozol - istanbul escorts - beşiktaş escort - beylikdüzü escort - postegro - deneme bonusu veren siteler - deneme bonusu veren siteler - postegro - vozolcenter.co - istanbul escort - gebze escort