Büveyhiler Tarihi Hakkında Bilgi

Onuncu asırda İran’da kurulan ve eski Sâsânî İmparatorlarının soyundan geldiğini iddia eden şiî hanedan. Büveyhîlerin kurucuları olan Ebû Şücâ’ Büveyh’in kendisi ve çocukları çok fakirdi. Omuzlarında odun taşırlardı. Ali, Hasen ve Ahmed adlarını taşıyan Ebû Şücâ’ Büveyh’in üç oğlu, doğup büyüdükleri Deylem’de hüküm süren Deylemî Devleti ordusunda uzun müddet paralı askerlik yaptılar.

Daha sonra ordu içinde otoritelerini arttırıp Hazar denizinin güneyindeki bölgede, iktidar boşluğundan da istifâde, ederek, bağımsızlıklarını îlân ettiler. Büveyhîler, ilk zamanlar Bağdâd’daki Abbasî halîfelerine bağlr olduklarını bildirdilerse de sonraları onları hâkimiyetleri altına almaya çalıştılar ve Bağdâd-ı işgal ettiler.

İlk önce Sâmânoğulları, daha sonra da Gazneliler ve Selçuklularla mücâdelede bulundular. Gazneli ve Selçukluların hücûmları ve iç kavgalar sebebiyle zayıfladılar. 1055 (H. 447) senesinde Selçuklu sultânı Tuğrul Bey, son Büveyhî hükümdarı Melik-ür-Rahim’i tutuklatıp haps ettirerek, Büveyhler Devleti’ne son verdi.

Onuncu yüz yılın ilk yarısında Mâverâünnehr ve Horasan bölgelerindesünnî Sâmânoğulları Devleti; Hazar denizi civarındaki İran platolarında Zeydîler ve bâzı mahallî güçler; güneyde yâni Irak taraflarında ise Bağdâd’daki Abbasî halîfesine bağlı valiler hüküm sürüyorlardı.

Hazar denizi’nin güneyinde bulunan Deylem bölgesinde yaşayan Deylemîler, savaşçı bir kavim olup, ordularında paralı olarak Türk ve yerli askerler bulunduruyorlardı. Yerli askerlerden Ali bin Büveyh ve kardeşi Hasen, Makan bin Kali’nin ordusunda göz doldurarak, komutanlık mertebesine yükseldiler.

Bu sırada o bölgede hüküm süren Astar bin Şireveyh’e isyan eden Merdâviç ile Makan arasında mücâdele başladı. Kuvvetlenen Merdâviç, Abbasî Devleti’ni yıkmak istedi. Merdâviç makan mücâdelesinde Merdâviç’in kuvvetlendiğini gören Ali bin Büveyh ve tarafdârları onun tarafını tuttular, önceleri, Büveyhîlerin kendi tarafına geçtiğine sevinen Merdâviç, onlara bir çok imtiyazlar vererek, Ali bin Büveyh’i Kereç valiliğine tâyin etti. Fakat güçlenmelerinden korkan Merdâviç ile Büveyhîlerin araları kısa zamanda açıldı.

Büveyhîlere verdiği imtiyazları geri alarak onlara karşı kendini korumak için bâzı tedbirlere başvurdu. Olup bitenler karşısında harekete geçen Ali bin Büveyh, şiîlik ve mecûsîliğin birleşimi olarak ortaya çıkan Hurremîlerin bulunduğu Kereç bölgesini ele geçirip, hâkimiyet kurdu. Şiraz, Ahvaz ve Arracan’ı da hükmü altına aldı. Zulüm ve zorbalıkla bölgenin haracını topladı. Merdâviç’e karşı mücâdeleye devam etti.

Daha sonra Merdâviç’le anlaşarak iyi geçinmek isteyen Ali bin Büveyh, aralarındaki düşmanlık ve rekabete son verdi. Hutbeyi onurr adına okutup, çok hediyeler ve kardeşi Hasen bin Büveyh’i de rehine olarak gönderdi.

Bunun üzerine Merdâviç, Ali bin Büveyh’i Arracan valiliğine tâyin etti. 935 (H. 323)’de Merdâviç’in ölümü üzerine harekete geçen Ali bin Büveyh, Fâris bölgesini hâkimiyeti altına aldı. Bağdâd’daki Abbasî halîfesine elçi göndererek ondan, Fâris bölgesindeki hâkimiyetini tanımasını istedi ve arzusuna nail oldu.

Kendine halîfe tarafından valilik mührü gönderilen Ali bin Büveyh, halîfeye karşı kötü niyet beslemekle birlikte iyi geçiniyordu. Bir müddet sonra halîfeye üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştı. Halîfe de uzlaşma yolunu tercih etti ve Fâris eyâletinin idaresini ona verdi. Merdâviç’in öldürülmesi üzerine dağılan ordusundaki Türk subaylarından bir kısmı, Ali bin Büveyh’in ordusuna katıldı.

Büveyhî ordusunu kuvvetlendiren Ali bin Büveyh, kardeşi Hasen’in de desteğiyle; Rey, Hemedân ve Irak-ı Acem’in geri kalan bölgelerini zaptetti. Kardeşi Ahmed’i de Saffârîlerin elinde bulunan Kirman üzerine gönderdi. Kirman, Ahvaz ve Huzistan’ı da topraklarına katan Büveyhîler, batıya doğru sınırlarını genişletmeye çalıştılar.

Bu isti lalar sırasında birçok Ehl-i sünnet müslümanın ölümüne sebeb olan Büveyhîlerin gelişmesinden çekinen Bağdâd’daki komutanlar, onları Bağdâd’ı işgale davet ettiler. 945 (H. 334) senesinde Bağdâd’a gelen Ahmed bin Büveyh, halîfe Müstekfî tarafından karşılandı. Halîfe, müdârâ için ona hil’atlar giydirip, hediyeler takdim etti. Ona Müizzüddevle, kardeşi Ali’ye İmâdüddevle, öbür kardeşi Hasen’ede Rüknüddevle ünvanlarını verdi.

Sınırlarını genişleten ve halîfe üzerinde nüfuz sahibi olan Büveyhîler, sünnî müslümanlara akla gelmedik kötülük yaparak zulümlerine devam ettiler. Hattâ Abbasî halifeliğini yıkıp şiî bir halifelik kurmayı dahi düşündüler.

Halîfe Müstekfî’yi tutuklayıp gözlerine mil çektiler. Yerine Muktedir’in oğlu Ebü’l-Kasım el-Fazl’ı, el-Mûtî adıyla hilâfet makamına geçirdiler. Kendisine sultan ünvanını verme cesaretini gösteren Müizzüddevle, hilâfet merkezi üzerinde keyfî tasarruf ve baskılara devam etti. Daha da ileri giderek, oğlu Bahtiyâr’ı emîr-ül-ümera tâyin etti.

Büveyhîlerin tâkib ettiği bu siyâset, bir çok iç karışıklıklara sebeb oldu. Sâdece Bağdâd’da değil, Abbasî halîfesine bağlı bütün vilâyetlerde kendi üstünlüklerinin tanınmasını isteyen Büveyhîler, İran ve Irak bölgesinde tam hâkimiyeti sağladılar.

Büveyhî hanedanında liderlik, sırasıyla; İmâdüddevle diye bilinen Ali bin Büveyh’de, o ölünce Rüknüddevle diye bilinen ikinci kardeşi Hasen bin Büveyh’de ve Abbasî halîfesi üzerinde etkili olup, adına hutbe okutan Müizzüddevle diye bilinen Ahmed bin Büveyh ve o ölünce de İzzüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Bahtiyar bin Ahmed’de bulundu. Oyun ve eğlenceye düşkün olan İzzüddevle, halîfe Mûtî’yi halifelikten alarak yerine Tâîlillah’ı getirdi.

İzzüddevle’nin işret ve sefâhete düşkün olması ve keyfî davranışları sebebiyle devlet işleri gittikçe bozuldu. Azgın ve sapık Büveyhîler, Ehl-i sünnet olan müslümanlara karşı zulüm ve işkencelerini günden güne arttırdılar. Aralarında iç çekişmeler başladı.

Rey, Hemedân ve İsfehan’a hükm eden Adudüddevle, İzzüddevle’nin ordusundaki Türk askerleri tahrik ederek isyan etmelerini sağladı. Ayaklanan Türk askerleri tarafından azl edilen İzzüddevle, 975 (H. 264)’de Adudüddevle tarafından tutuklandıvsa da, sonra serbest bırakıldı. Bilahere, Adudüddevle tekrar Irak üzerine yürüdüğünde, esir alınarak Bağdâd’a götürüldü ve orada öldürüldü.

Halîfe Tâîlillah, Bağdâd’daki durumu lehine çeviren Adudüddevle’ye sultanlık ünvanını verdi. Hil’at ve tâc giydirdi. Kendisini tam yetkili ve bağımsız gören Adudüddevle’nin halîfeyle arası açıldı. Diğer Büveyhîler üzerine hâkim olan Adudüddevle, Bağdâd ve öteki Irak bölgelerini, Kirman, Fars, Umman, Huzistan, Musul, Diyâr-ı bekr, Harran ve Menbic’i içine alacak şekilde sınırlarını genişletti.

Büveyhî hanedanının güç ve kudreti en yüksek noktasına Adudüddevle zamanında ulaştı. Birtakım ilim ve îmâr çalışmaları onun zamanında yapıldı. Bağdâd’da kendi adıyla anılan bir hastane yaptırdı. Bu tür hizmetleri yanında bir çok masum kimseyi öldürtmüş olan Adudüddevle, kayıtlara aşırı şiddet sahibi ve kan dökücü olarak geçti.

Beş buçuk yıl süren bir saltanattan sonra 48 yaşındayken 983 (H. 372) senesinde öldü. Yerine Samsamüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Ebû Kalicâr el-Merzubân geçti. Halîfe Tâîlillah ise ona Şemsülmille lakabı verdi. Adudüddevle’nin oğulları; Samsamüddevle, Şerefüddevle ve Behâüddevle arasında anlaşmazlıklar ve saltanat kavgaları baş gösterdi. Büyük mücâdelelerden sonra yenileceğini anlayan Samsamüddevle, anlaşmak üzere kardeşi Şerefüddevle’ye gitti.

Şerefüddevle ilk anda iyi karsıladıysa da, onu Şefîî köşküne hapsetti. Büyük karışıklıklar çıkması üzerine Paris’e gönderdi ve bir kaleye hapsettirdi. Böylece dört yıla yakın süren saltanatı son buldu.

Büveyhî saltanatına geçen Şerefüddevle’yi, Bağdâd’a gelişi sırasında halîfe Tâîlillah karşıladı ve ona emirlik tacını giydirdi. Bir ahidnâme yazdırarak bütün devlet işlerini yürütmekle vazifelendirdi. Bu defa kardeşi Behâüddevle ile mücâdeleye başladı. Üç yıla yakın hüküm sürdükten sonra 989 (H. 379) senesinde vefat etti. Şerefüddevle’nin ölümü üzerine kardeşi Behâüddevle hükümdar oldu.

Bu sırada Paris’te hapsedildiği kaleden kaçmayı başaran Samsamüddevle, topladığı kuvvetlerle kardeşi Behâüddevle’ye karşı mücâdeleye girişti. Uzun çarpışmalardan sonra iki kardeş arasında sulh yapıldı. Bu sulh hâli fazla sürmedi. Behâüddevle Paris bölgesini; Samsamüddevle ise, Huzistan ve Ahvaz’ı ele geçirdi ve Basra’yı işgal etti. Bir ara sulh yapıldıysa da yeniden araları bozuldu. İki yıl sonra 998 (H. 389) senesinde Samsamüddevle’nin ölümüyle mücâdele son buldu.

Behâüddevle ile halîfe Tâîlillah arasındaki münâsebetler de, kısa süre sonra, kötüleşti. Gözünü dünyâ ve makam hırsı bürüyen Behâüddevle, halîfe Tâîlillah’ı vazîfeden alıp tutuklattı ve sarayını yağmalatıp hazînede ne varsa hepsine el koydu. Ayrıca devlet erkânından pek çok kimseyi tutuklayıp hapsettirdi. 17 yıldan fazla hilâfet makamında kalan Tâîlillah, Büveyhîlerin bir çok baskı ve zulümlerine mâruz kaldı, müslümanların huzuru için pek çok sıkıntılara katlandı.

991 (H. 381) yılında Behâüddevle tarafından hilâfet makamına Kâdirbillah getirildi. Dürüst bir kimse olan halîfe, Behâüddevle’nin bir çok huysuzluk ve usûlsüzlüklerine; müslümanların huzur ve sükûnu için, sabr etti.

Büveyhoğulları hükümdarları içinde en çok mal ve para biriktiren kötü ahlâklı zâlim gaddar ve kan dökücü olan Behâüddevle, yirmi beş yıla yakın hüküm sürdükten sonra, 1012 (H. 403) senesinde öldü. Cenazesi, Arracan’dan Kûfe’de bulunan hazret-i Ali şehidliğine taşındı. Yerine oğlu Sultânüddevle geçti.

Büveyhî tahtına geçen Sultânüddevle, kardeşleri; Celâlüddevle Ebû Tâhir’i Basra, Kıvâmüddevle Ebü’l-Fevâris’i Kirman valiliğine getirdiyse de aralarında anlaşmazlıklar baş gösterdi. Sultânüddevle’den memnun olmayan askerler, açıkça tavır koyarak kardeşi Müşerrifüddevle’yi hükümdarlığa geçirmeye kalkıştılar. Durumun aleyhine döndüğünü gören Sultânüddevle, Müşerrifüddevle ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Ahvaz’a çekildi ve Irak’ın idaresini kardeşi Müşerrifüddevle’ye bıraktı. Kısa bir müddet sonra yeniden aralarında anlaşmazlık baş gösterdi. Neticede Sultânüddevle mağlûb olunca, diğer kardeşleri de Müşerrifüddevle’nin üstünlüğünü kabul ettiler.

Daha sonra kardeşler arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı fakat sonunda sulh yapıldı. 1024 (H. 415) senesinde Sultânüddevle’nin ölümü, Büveyhî saltanatının tek başına Müşerrifüddevle’ye kalmasına yol açtı. Müşerrifüddevle, beş yılı aşkın bir süre tahtta kaldıktan sonra 23 yaşında iken öldü. Ölümünden sonra yerine kardeşi Ebû Tâhir Celâlüddevle geçti. O da yeğeni Ebû Kalicar ile mücâdele etti. Celâlüddevle, Ahvaz üzerine yürüyerek şehri yağmaladı ve Ebû Kalicar ordusunu hezimete uğratıp, Vâsıt’ı geri aldıktan sonra bilâhare Basra’yı da geri aldı.

Celâlüddevle’nin Büveyhî saltanatında bulunduğu yıllarda hilâfet merkezi olan Bağdâd karışıklıklar içindeydi. Büveyhî ordusundaki Türk askerleri, Celâlüddevle’nin yeğeni Ebû Kâlicar’ı tahta geçirmek için üç defa teşebbüse geçtiler. Bu hareketler karşısında tutunamayan Celâlüddevle, Bağdâd’dan kaçtı. 1037 (H. 428) senesinde Ebû Kalicar ile Celâlüddevle arasında sulh yapıldı. Bu şekilde karşı hareketlere muhâtab olan Celâlüddevle, aynı zamanda halîfe Kâim-biemrillah’ın özel işlerine kadar karışmaya başladı. Onu, bir gölge yerine koymak istediğinden, halîfenin düşmanlığını kazandı.

Bağdâd’da yedi seneye yakın hüküm süren kötü ve zayıf iradesiyle bilinen Celâlüddevle, diğer Büveyhî hükümdarları gibi Eshâb-ı kiram düşmanı idi. Nihayet 1044 (H. 435) yılında ölümü ile yerine oğlu Melik-ül-azîz ünvanını alan, devlet işlerinden anlamayan, vaktini içki meclislerinde ve eğlencelerle geçiren Firûz geçti.

Firûz’un dirayetsizliğinden istifâde eden Ebû Kalicar kumandanları para ile kendine çekti. Bağdâd’da hâkimiyeti sağladı. Zâten, Firûz’dan tarafdârları da memnun değildi. Ebû Kalicar halîfeden gereken ilgiyi göremeyince emirlerini dinlemiyerek bildiği şekilde hareket etmeye başladı. Diğer Irak emirleri de, Ebû Kalicar’ın nüfuzunu tanıdılar. Tarafdârları Hemedân’ı istilâ edip, Selçuklu sultânı Tuğrul Bey’in vekîüni kovdular.

Ahdini bozup, Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey tarafına geçerek Kirmân’ın bâzı bölgelerini ele geçiren ve kendisini hezîmete uğratan İsfehan emîriyle harbe tutuşan Ebû Kalicar, 1046 (H. 438) senesinde gâlib geldi. Bu hâdiseden iki yıl sonra Ebû Kalicar ile Tuğrul Bey arasında sulh yapıldı. Tuğrul Bey, Ebû Kalicar’ın kızıyla; Ebû Kalicar’ın oğlu Ebû Mansûr da, Tuğrul Bey’in kardeşi Davud’un kızıyla evlenerek sulhu pekiştirdiler.

Ebû Kalicar; Fâris ve Ahvaz’da 25, Bağdâd’da ise 4 yılı aşkın hüküm sürdükten sonra 1048 (H. 440) yılında öldü. İçki, oyun ve eğlence âlemlerine düşkün olan Ebû Kalicar’ın ölümünden sonra, oğlu Ebû Nasr Hüsrev Fîrûz, Melik-ür Rahîm ünvanını alarak babasının yerine geçti.

Bunun zamanında da iç karışıklıklar ve çekişmeler baş gösterdi. Bu sırada güçlenen sünnî Selçuklu Sultânı Tuğrul Bey; Bağdâd’daki birtakım iç karışıklıkların devam etmesi, aslen Türk olan Arslan Besâsirî’nin Bağdâd’ı işgal edip, Ehl-i sünnet olan müslümanlara zulm yapması, halîfe Kâim-biemrillah’a karşı kötü davranıp, sarayını yağmalaması ve halîfenin yardım istemesi üzerine Bağdâd’a geldi.

Halîfenin bu durumunu haber alan Büveyhî hükümdarı Melik-ür-Rahîm de yardım için Bağdâd’a doğru yola çıktı. 1055 (H. 447) senesinde Bağdâd’a gelen Sultan Tuğrul Bey, halîfeye ve kendisine karşı savaşanlardan bir kısmını yok etti.

Büveyhîlerden yüz bularak halîfeye karşı ayaklanan isyancıların başı Besasirî, Bağdâd’dan kaçarak akrabası olan Hille emîri Kureyş bin Bedran’a sığındı. Tuğrul Bey bu sırada Bağdâd’a gelen Büveyhoğulları Devleti’nin son hükümdarı Melik-ür-Rahîm’i de tutuklayıp haps ettirdi. Böylece şiî Büveyhoğulları Devleti’ne son verdi. Melik-ür-Rahîm 1059 (H. 450) yılında tutuklu bulunduğu Rey kalesinde öldü.

Yüz seneyi aşkın bir müddet İran ve Irak’ta hüküm süren, temel fikir ve düşünceleri Eshâb-ı kiram düşmanlığı olan Büveyhîler, Bağdâd’daki Abbasî halîfeleri üzerinde devamlı olarak tehdîd unsuru olmuş, kendi aralarında taht ve kardeş kavgaları sebebiyle ilim ve îmâr çalışması yapamamışlar, fırsat buldukça Mısır’daki Fâtımîlerle işbirliği kurarak; sünnî Sâmânoğulları, Gazneli ve Selçuklulara karşı hareket etmek suretiyle İslâm birliğini bozmuşlardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here