Er Rabi Bin Hüseym Hayatı

ER-RABİ B. HUSEYM
“Ey Ebu Yezîd! Resûlullah (s.a.v.) seni görseydi çok severdi.”
-Abdullah b. Mes’ud-
Hilal b. isaf misafiri Münzir es-Sevriye şöyle dedi: Ya Münzir! Seni bir şeyhe götüreyim mi? Belki bir süre iman ederiz!
Münzir: Tamam, götür…
Vallahi, beni Kufe’ye, şeyhin er-Rabî b. Huseym’le görüşmek, bir süre onun imanının genişliğinde yaşamak arzusundan başka bir şey getirmedi.
Fakat bizim onun huzuruna girme imkânımız var mı?
Bana denildi ki: O felce tutulduğundan beri, evinden çıkmadı ve Rabbiyle başbaşa kaldı. İnsanlarla görüşmeyi terketti, dedi.
Hilâl şu cevabı verdi:
Gerçekten Kufe onu tanıdığından beri o öyledir… hastalığı da onun hiçbir şeyini değiştirmemiştir…
Münzir: Zararı yok.
Fakat biliyorsun bu şeyhlerin bazı nazik huyları ve halleri vardır.
Ne dersin, istediğimiz şeyi sormak için şeyhle hemen konuşmaya başlayalım mı, yoksa onun konuştuklarını dinlemek için susmamız mı lâzım!., dedi.
Hilal şöyle cevap verdi:1 Hilâl ibn İsal: Hilâl ibn İsaf (veya Yusuf el-Eşcaî’dir) ki, güvenilen ve ilk tabiilerdendir.2 Münzir es Sevrî: El-Münzir İbn Ya’lâ es-Sevrî, son tabiilerden biridir.
Er Rabi Ibn Hüseym’le tam bir yıl otarsan, sen konuşmadık’,« o ağzım açmaz
Sen kandiline sormadıkça, o söze başlamaz..
O, sözünü zikir, sükûtunu fikir haline getirmiştir
Münzir: Haydi öyleyse Allah’ın izniyle gidelim,
Şeyhin yanına varınca, ona selam verip şöyle dediler
“Şeyh nasıl oldu?”
Şeyh:
Kendi rı/kını yiyen günahkâr bir zayıf oldu…
O ecelini beklemektedir,., diye covap verdi,
Hilal ona: Kufe’ye mahir bir doktor gelmiş, senin İçin onu çağırmama izin verir misin dedi.
Şeyh şöyle cevap verdi:
Hilal Ben İlâcın gerçek olduğunu biliyorum.
Takat ben Âd, Semııd ve Ashaba Rus1 ve bunların eratımdaki birçok asrı düşündüm…
Onların dünyaya ve dünya malına karşı düşkünlüklerini düşündüm.,.
Onların güç ve kuvvetleri bizden fazlaydı…
Onların da doktorları vardı…
Onların da haataları vardı…
Ne tedavi edenleri kaldı, ne de tedavi olanlar derin bir nefes aldıktan sonra:
bu bir hastalık olsaydı, biz onu tedavi ettirirdik..
Münzlr müsaade isteyip:
öyleyau hastalık nedir, şeyh efendl?l Diye sordu.
Şeyh cevap verdi:
Hastalık günahlardır…
Münzir: Ya ilacı nedir? dedi.
ilâcı ıstigtar (Allah’ın bağışlamasını İstemektir, diye cevap verdi. Münzir: Şifa nasıl olur ya? dedi.
Tövbe edip sonra tekrar günah İşlememekle… Sonra gözlerini bi/e dikip Sırlara, urlara dikkat edin…
İnsanlara kalan sırlara dikkat edin. Onlar Allah Teâlâ’ya  gizli degildir.
Onların ilaölarını arayın.. dedi.
Münzir: Onların ilaçların nelerdir, diye sordu?
Şeyh şu cevabı verdi:
Tövbe – i nasuhtur..
Daha sonra gözyaşları sakalını ıslatıncaya kadar ağladı.
Münzir ona: Sen de mi ağlıyorsun?! dedi.
Ne yazık
Niçin ağlamayaymt?!
Yarınlarında bizim hırsız gibi kaldığımız bir topluluğa eriştim ben, Sanabe’yi (R. Anhum kastedediyordu) dedi
Hilâl şöyte anlatır
Biz bu haldeyken içeriye şerhin oğfu girdi ve selâm verdi:
Babacığım( Annem sana güzel bir tatlı yaptı…
Ondan, aönce senin yemen lâzım, onu sana getireyim mi? dedi.
ŞeyhGetir dedi.
Çocuk onu getirmek için odadan çıkınca kapıyı bir dilenci çaldı. ŞeyhOnu içeri alın dedi.
Evin avlusuna geldiğinde, adama baktım ki, elbiseleri yırtık, orta yaşta salyası çenesine akmış birisiydi Yüz hatlarından onun bir bunak olduğu anlaşılıyordu.
Gözörnü ondan çevirir çevirmez şeyhin oğlu tatlı tepsisiyle geldi. Babası ona
Tepsiyi dilencinin önüne koymasını işaret etti…
Çocuk tepsiyi dilencinin önüne koydu…
Adamın tepsinin yanma geldi. Büyük büyük lokmalarla tepsidekini yutmaya başladı. Bir taraftan da salyası üstüne akıyordu.
Adam devamlı yiyordu, nihayet tepsidekilerin hepsini bitirdi…
Oğlu ona Allah sana merhamet etsin babacığım. Annem emek çekti, bu tatlıyı senin için yaptı…
Biz ondan senin de yemeni istiyorduk…
Sen onu, ne yediğini bilmeyen bu adama yedirdin, dedi.
Babası da:
Yavrum! Eğer o bilmiyorsa Allah biliyor ya…
Arkasından şu ayeti okudu:
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe elbette erişemezsiniz.”1
O bu haldeyken, yanına akrabalarından birisi geldi ve şöyle dedi:
Ey Ebû Yezîd! Hüseyin b. Fatıma2 (a.s.) öldürülmüş.
Şeyh: inna lillahi ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’a aidiz ve ona döneceğiz) deyip şu ayeti okudu:
“De ki: Ey gökleri ve yeri örneksiz, misalsiz yaratan, ortada olanı ve olmayanı bilen Allah’ım! Farklı görüş ve iddialarda bulundukları hususlar hakkında kulların arasında sen hüküm vereceksin.”3
Fakat onun sözü adamı rahatlatmadı ve ona:
Onun öldürülmesi hakkında ne diyorsun? dedi. Bu defa da şöyle cevap verdi:
Onlar Allah’a dönecek ve hesaplarını da Allah görecektir.
Hilâl anlatmaya devam eder:
Öğle namazı vaktinin yaklaştığını görünce şeyhe bana tavsiyede bulun… dedim.
Oda şöyle konuştu:
Ya Hilâl! İnsanların seni çok övmeleri seni aldatmasın.
Çünkü insanlar ancak senin dışını bilirler.
Belki sen ameline döneceksin…
Allah’ın rızası gözetilmeyen her amel yok olacaktır,
Münzir ona: Bana da tavsiyede bulun. Allah sana mükâfatını versin, dedi.
Şeyh, ona da şu konuşmayı yaptı:
Ey Münzirl Bildiğin şeylerde Allah’tan kork…
Bilmediğini de bilene havale et.
Ey Münzirl Biriniz: Allah’ım! Sana tövbe edeceğim demesin. Sonra tövbe etmezse, bu bir yalan olur.
Fakat şöyle desin: Allah’ım! Benim tövbemi kabul et, bu ise bir dua olur.
Bil ki ey Münzirl La ilâhe illa’llah…
El-Hamdu lillah…
Allahu ekber…
Subhanellah…
Hayır istemek…
Şerden sakınmak…
iyiliği emir…
Kötülüğü yasaklama sözlerinden ve Kur’an okumaktan başka hiçbir sözde hayır yoktur…
Münzir ona:
Senin yanında oturduk ve şiirden misal getirdiğini görmedik ama bazı arkadaşlarının şiirden misal getirdiklerini gördük, dedi.
Şeyh şöyle cevap verdi:
Burada (bu dünyada) söylediğin hiçbir şey yoktur ki orada (ahirette) senin hakkında yazılmış okunmuş olmasın…
Ben, kıyamet gününde bana okunacak bir şiir beytini kitabımda (amel defterinde) bulmak istemiyorum…
Daha sonra hepimize dönüp şunları söyledi:
Ölümü çok anınız, çünkü o sizin beklemekte olduğunuz, ortada görünmeyen bir şeydir. Ortada olmayan şey uzun süre ortadan kaybolursa artık onun dönmesi yaklaşmış demektir ve bunun üzerine sahipleri onu beklemeye başlarlar.
Arkasından ağladı, gözünden yaşlar aktı ve şunları söyledi:
Yarın “Yer sarsılıp üzerindeki her şey yıkıldığı zaman… melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin emri geldiği zaman ve o gün cehennem ortaya konduğu zaman”1 ne yaparız?
Hilâl şöyle der:Er-Rabi sözünü bitirir bitirmez öğle namazı için ezan okundu. Oğluna yönelip:
Haydi Allah’a davet edene cevap verelim… dedi.
Onun oğlu bize:
Mescide götürmede bana yardım edin. Allah size karşılığını versin. Onu kaldırdık. O, sağ kolunu oğlunun omzuna, sol kolunu da benim omzuma koydu. İki ayağı yerde bir adım atarak aramızda ilerlemeye başladı…
Münzir ona:
Ey Ebu Yezid! Allah sana ruhsat verdi. Namazı evinde kılsaydın yal dedi.
O da: Dediğin doğru ama…
Ben müezzinin şöyle seslendiğini duydum:
Hayye ale’l-felâh (Haydi kurtuluşa)…
Hayye ale’Melâh…
Sizden kim, müezzinin telâha davet ettiğini duyarsa emekleyerek de olsa ona icabet etsin.
Gelelim şimdi bu er-Rabî Ibn Hüseym’in kim olduğuna?!
O, tabiîlerden biridir…
Çağlarında zühdün kendilerinde noktalandığı sekiz kişiden biridir.
Arap asıllıdır…
Muzar’dandır..,’
O, dedeleri ilyas ve Muzar’da Resulullah (s,a, v.) birleşmektedir.
O, çocukluğundan beri Allah’a itaat içinde yetişti,,.
Gençliğinden İtibaren Allah’tan korkarak yaşadı., Annesi geceleyin uyur uyanır buluğ çağına yaklaşmış oğlunu hâlâ namaz kılarken… ve Allah’ı tesbih ederken.. görürdü.
Ona şöyle süslenirdi:
Yavrum Rabi Daha yatmayacak mısın?!
O da; üzerine gecenin karanlığı çökmüş  ve düşmanların saldırısından korkan bir kimse nasıl uyuyabilir?! dedi
Ynşh kadının yanaklarındın ysfisr akar ve onun için hn/\r dua da bulunurdu.Er-Rabî büyüdü, onunla birlikte takvaf>ı da Allah korkusu da büyüdü.
Onun gece karanlıklarında, İnsanlar uyurken Allah’a çok yalvarması ve hüngür hüngür ağlaması annesini korkuttu ve onun hakkında çeşitli zanlar doğurdu..,
Ona şöyle derdi:
Yavrum!. Başına ne geldi?!
Acaba bir suç mu işledin.,,
Birisini mİ öldürdün yoksa…
O da: Evet anneciğim! Birisini öldürdüm…
Annesi üzüntüyle: yavrum! Kim bu öldürdüğün?! Halkı ailesine gönderelim, belki seni affederler?
Vallahi, öldürülenin ailesi senin ne kadar ağladığını ve uykusu/ kaldığını bilse, sana mutlaka merhamet ederler, dedi.
Oda: Sakın kimseyle konuşma.
Ben sadece kendimi öldürdüm…
Ben kendimi günahlarla öldürdüm.,.
Er-Rabî b. Huseym Resûlüllah’ın (s.a.v.) dostu ve sahabenin ona en yakın Abdullah b. Mesud’a öğrenci oldu.
Er-Rabî hocasına çocuğun annesine sarıldığı gibi sarıldı…
Hoca, öğrencisini babanın biricik çocuğunu sevdiği gibi sevdi…
Er-Rabî, Ibn Mes’ud’un yanına izinsiz girer çıkardı. Er-Rabî, Ibn Mesud’un yanındayken, o çıkıncaya kadar hiç kimsenin yanına girmesine müsaade edilmezdi.
Ibn Mesud, er-Rabfnln içinin temizliğini, kalbinin samimiyetini ve ibadetinin güzelliğini görünce, onun Hz. Peygamber’ln (s.u.v.) zamanına yetişemeylp onunla sohbetten mahrum kalınanından dolayı İçini bir üzüntü kaplar.,.
Ve ona:
Ey Ebu Yezîd! Resülüllah (s.a.v.) seni görseydi severdi, derdi…
Ayrıca ona şöyle derdi:
Suni ilk defa gördüğümde sadece huşu ile İbadet edenleri hatırladım…
Ey Münzirl Bildiğin şeylerde Allah’tan kork…
Bilmediğini de bilene havale et.
Ey Münzirl Biriniz: Allah’ım! Sana tövbe edeceğim demesin. Sonra tövbe etmezse, bu bir yalan olur.
Fakat şöyle desin: Allah’ım! Benim tövbemi kabul et, bu ise bir dua olur.
Bil ki ey Münzirl La ilâhe illa’llah…
El-Hamdu lillah…
Allahu ekber…
Subhanellah…
Hayır istemek…
Şerden sakınmak…
iyiliği emir…
Kötülüğü yasaklama sözlerinden ve Kur’an okumaktan başka hiçbir sözde hayır yoktur…
Münzir ona:
Senin yanında oturduk ve şiirden misal getirdiğini görmedik ama bazı arkadaşlarının şiirden misal getirdiklerini gördük, dedi.
Şeyh şöyle cevap verdi:
Burada (bu dünyada) söylediğin hiçbir şey yoktur ki orada (ahirette) senin hakkında yazılmış okunmuş olmasın…
Ben, kıyamet gününde bana okunacak bir şiir beytini kitabımda (amel defterinde) bulmak istemiyorum…
Daha sonra hepimize dönüp şunları söyledi:
Ölümü çok anınız, çünkü o sizin beklemekte olduğunuz, ortada görünmeyen bir şeydir. Ortada olmayan şey uzun süre ortadan kaybolursa artık onun dönmesi yaklaşmış demektir ve bunun üzerine sahipleri onu beklemeye başlarlar.
Arkasından ağladı, gözünden yaşlar aktı ve şunları söyledi:
Yarın “Yer sarsılıp üzerindeki her şey yıkıldığı zaman… melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin emri geldiği zaman ve o gün cehennem ortaya konduğu zaman”1 ne yaparız?
Hilâl şöyle der:“Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler. Bir kere yok olmayı değil, bir çok kere yok olmayı isteyin, denir.”1
Daha sonra bayılıp yere düştü.
Ayılıncaya kadar başında bekledik ve sonra evine getirdik.
Er-Rabî b. Huseym bütün hayatını ölümü bekleyerek ve onunla karşılaşmaya hazırlanarak geçirmişti.
Ölüm döşeğindeyken kızı ağlamaya başladı. Kızına: Kızım! Niçin ağlıyorsun? Babana iyilik, hayır geldi, deyip ruhunu yaratıcısına teslim etti.2

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin