Süheyl Bin Amr Sahabe Hayatı

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) Sahabîlerindendir.  Kureyş’in bir kolu olan Âmir b. Lüey kabilesine mensuptur. İlk müslüman olanlardan. Künyesi Ebû Süheyl’dir, m. 594 veya 596 senesinde Mekke’de doğdu. Müslüman olmazdan evvel müşriklerin ileri gelenlerindendi. Câhiliye devrinde genç yaşına rağmen Kureyş’in ileri gelenleri arasında yer aldı. Annesi, Fahite binti Âmir, babası, Süheyl bin Amr’dır.Resul-i Ekrem’in (s.a) aleyhinde hitabelerde bulunan tarihi bir simâ… Ama aynı zamanda söylediklerimi hatırladıkça haya ediyorum” diyen tövbekar bir mü’min…12 (m. 633) senesinde Yemâme’de şehîd oldu.

SÜHEYL B. AMR
(Tuleka’dan şühedaya…)
Özgürlükten Şehâdete

Bedir savaşında bir esir, müslümanların eline düştüğünde, Ö-rner b. el-Hattab, Rasûlullah’a (s.a.v.) yaklaşıp:

– Ya Rasûlallah (s.a.v.)! Bırak, Süheyl b. Amr’ın ön dişlerinden ikisini sökeyim de, bir daha senin karşına dikilen bir hatip olamasın… dedi.

Yüce Peygamber (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi:

– Hayır, Ömer!

Ben hiç kimsenin vücudunu kusurlu hale getiremem. Peygamber de (s.a.v.) olsam, Allah beni aynı hale getiriverir!

Rasülullah (s.a.v.) sözüne şunu da ilave etti:

– Ömer!

Umulur ki Süheyl, yarın seni memnun edecek bir duruma gelir.

Günler geçti…

Peygamberin (s.a.v.) verdiği haber doğru çıktı…

Kureyş’in en büyük hatibi Süheyl b. Amr, İslam hatipleri arasında büyük bir hatip haline geldi…

inatçı müşrik, Allah korkusuyla ağlamaktan gözleri görmez hale gelen tövbekar bir mü’mine dönüştü!..

Kureyş’in önemli liderlerinden ve ordu komutanlarından olan birisi Allah yolunda savaşan iyi bir savaşçıya, belki Allah, geçmiş günahlarını bağışlar diye, ölünceye kadar cihada devam etmek üzere, kendi kendine söz veren bir savaşçıya dönüştü!..

“Tulekâ” kelimesinin açıklaması ilerideki sayfalarda gelecektir. “Şühedâ” ise “şehidler” anlamına gelir.Bu inatçı müşrikle muttaki ve şehid mü’min kimdi acaba?

İşte bu Süheyl ibn Amr’dı…

O, Kureyş’in ileri gelenlerinden, hakimlerinden (hikmet sahibi), akıl ve görüş sahiplerinden birisiydi…

Kureyş’in Hudeybiye yılında Peygamber’i (s.a.v.) Mekke’ye girmekten vazgeçmeye ikna etmesi için görevlendirdiği kimse de o idi.

Hicretin 6. yılının sonlarında Rasûlullah ashabıyla birlikte Kabe’yi ziyaret etmek -savaşmak niyetiyle değil- herhangi bir savaşa hazırlanmaksızın bir umre yapmak için Mekke’ye doğru yola çıktılar…

Kureyş onların Mekke’ye doğru hareket ettiklerini öğrenince yollarını kesmek ve yönlerini değiştirmek için yola çıktı…

Durum gerginleşti, sinirler bozuldu…

Peygamber (s.a.v.) ashabına:

– Kureyş bugün beni sıla-i rahim (akrabaya ilgi göstermek) istedikleri bir planı uygulamaya çağırmıyor ki, ben onlara bu imkanı verebileyim… dedi.

Kureyş, elçi ve delegelerini Peygamber’e (s.a.v.) gönderiyor, Peygamber (s.a.v.) de onlara savaş için gelmediğini, sadec Kabe’yi ziyarete geldiğini söylüyordu…

Delegelerden birisi Kureyş’e dönüyor, ama arkasından daha i-natçı ve ikna gücü daha fazla birisini gönderiyordu. Nihayet Urve b. Mes’ud es-Sekafi’yi seçtiler. Urve onların en güçiüsü ve en aklilısıydı… Kureyş, Urve’nin Peygamber’i (s.a.v.) geri dönmeye ikna edebileceğini zannediyordu.

Fakat o da hemen dönüp onlara şunu söylüyordu.

– Ey Kureyş topluluğu!

Ben Kisra’nın, Kayser’in ve Necaşi’nin saraylarına gittim…

Ben nice hükümdarlar gördüm. Muhammed’e (s.a.v.) ashabının hürmet ettiği gibi, milleti tarafından hürmet edilen hiçbir hükümdar görmedim. Ben onun etrafında Muhammed’i (s.a.v.) asla teslim etmeyecek bir topluluk gördüm…

Bu konuda düşünseniz iyi olur!..

O zaman Kureyş, çabalarının fayda vermediğine kanaat getirip durumu karşılıklı olarak görüşmeye ve anlaşma yapmaya karar verdi. Bu önemli mesele için en uygun liderlerinden birini seçti.
Bu, Süheyl b. Amr’dı…

Müslümanlar, Süheyl’in geldiğini görüp onu tanıdılar. En sonunda Süheyl’i gönderdiklerine göre, Kureyş’in anlaşma ve barış yolunu tercih ettiğini anladılar…

Süheyl, Rasûlullah’ın (s.a.v.) önüne oturdu. Barışla son bulan uzun bir konuşma cereyan etti…

Süheyl, Kureyş lehine çok şey kazanmaya çalıştı… Bu konuda ona, Rasûlullah’ın (s.a.v.) karşılıklı görüşme ve barışı sağlayan asil ve şerefli toleransı yardımcı oldu…

Günler geçip gitti… Nihayet hicretin sekizinci senesi geldi… Kureyş, Rasûlullah’la (s.a.v.) olan anlaşmasını bozduktan sonra Peygamber (s.a.v.) ve müslümanlar Mekke’yi fethetmek için çıktılar.

Muhacirler dün zorla çıkarıldıkları yurtlarına geri dönmüşlerdi.

Hem de onları Medine’de bağırlarına basan ve kendilerine tercih eden Ensar’la birlikte dönmüşlerdi…

Gökyüzünde muzaffer bayrakları dalgalanarak İslam’ın tümü dönmüştü…

Mekke bütün kapılarını açmıştı…

Müşrikler şaşkın şaşkın bekliyorlardı…

Daha önce, öldürmek, yakmak, işkence etmek ve aç bırakmak suretiyle müslümanlara her türlü Tulmü reva gören kişiler olarak, onların sonları acaba bugün nasıl olacaktı?..

Merhametli Peygamber (s.a.v.) onları, bu küçük düşürücü duyguların baskısı altında uzun süre bırakamazdı.

Müsamahakar ve yumuşak bir şekilde onların yüzlerine baktı. Merhametli sesinin tonundan şefkat ve yumuşaklık saçarak onlara:

– Ey Kureyş topluluğu,

Benden ne umarsınız, size nasıl davranacağımı tahmin edersiniz? dedi.

Bunun üzerine dün İslam’ın düşmanı olan Süheyl b. Amr ilerledi ve şöyle cevap verdi:

– Hayır umarız, kerem sahibi kardeş ve kerem sahibi kardeş oğlu!

Allah’ın sevgilisinin dudaklarından nurdan bir gülümseme parladı ve onlara:
– Gidin…

Siz tulekasınız (serbestsiniz!)…

Muzaffer Peygamber’in (s.a.v.) bu sözleri, duyguları canlı bir insanı itaat, utanma ve pişmanlıktan eritmemesi mümkün değildi…

Aynı anda, asalet ve yücelik dolu bu tavır Süheyl b. Amr’ın bütün duygularını harekete geçirdi ve alemlerin Rabbi Allah’a teslim oldu.

Onun o andaki müslümanlığı kadere teslim olan yenik bir adamın müslümanlığı değildi…

Aksine -daha sonra geleceğinini onu açıklayacağı gibi- Mu-hammed’in (s.a.v.) büyüklüğünün ve onun prensiplerine uygun olarak, hareket ettiği, bayrağını ve sancağını müthiş bir sevgiyle taşıdığı dinin büyüklüğünün üstün gelip esir ettiği bir kişinin müslümanlığıydı!..

Mekke’nin fethi günü müslüman olanlara “Tuleka” adı verilmiştir. Yani Peygamber’in (s.a.v.) affının onları müşriklikten İslam’a naklettiği kimselere bu ad verilmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) onlar hakkında şöyle demişti:

– Gidin, siz Tulekasınız (serbestsiniz).

Ancak bu Tuleka’dan bir grup sağlam ihlaslarıyla bu çizgiyi aşıp onları Peygamber’in ashabı arasındaki ilk saflara yerleştiren fedakarlık, ibadet ve temizliğin en son noktasına çıktılar, işte bunlardan biri Süheyl b. Amr’dı…

İslam onu yeniden işledi…

Allah’ın verdiği ilk özelliklerini parlattı ve onlara ilavelerde bulundu. Sonra onların hepsini hakkın, iyiliğin ve imanın hizmetine verdi…

Onu birkaç kelimeyle tarif ettiler:

– Cömert, namazı, orucu, sadakası, Kur’an okuması ve Allah korkusundan ağlaması çok olan!..

işte bunlar Süheyl’in yüce vasıflarıydı…

Onun daha önce değil de, Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olmasına rağmen, müslümanlığında ve imanında bütün ruhunu saran bir derecede samimi olduğunu, bir abid, zahid, Allah ve İslam yolunda cihad eden bir fedaiye dönüştüğünü görüyoruz…
Peygamber (s.a.v.) Rafik-i A’la’ya kavuştuğunda, haber Mekke’ye ulaşır ulaşmaz -o gün Süheyl oradaydı- Medine’deki müslümanları saran karışıklık ve şaşkınlık oradaki müslümanları da sarmıştı.

Medine’nin şaşkınlığını Ebû Bekir (r.a.) hemen şu kesin sözleriyle dağıtmıştı:

– Kim Muhammed’e (s.a.v.) tapıyorsa, şüphesiz Muhammed (s.a.v.) ölmüştür.

Kim Allah’a tapıyorsa, şüphesiz Allah Hayy’dır diridir. O, ölmez…

Süheyl’in, Mekke’de, Hz. Ebû Bekir’in Medine’de takındığı tavrın aynısını aldığını görünce bizi bir hayret alacaktır.

Orada bütün müslümanları toplayıp etkili sözleriyle onları şaşırttı. Onlara diyordu ki: Muhammed (s.a.v.) Allah’ın gerçek elçisiydi. O, emaneti yerine getirmeden ve risaleti tebliğ etmeden ölmemiştir. Mü’minlerin ona karşı vazifeleri onun yolunda yürümeleridir.

Süheyl bu tavrı, doğru sözleri ve sağlam imanıyla, Peygam-ber’in (s.a.v.) vefat haberi gelince Mekke’deki bazı kimselerin imanını sökmek üzere olan fitne ortadan kalktı.

O gün, daha önce Peygamber’in (s.a.v.) verdiği haber tam manasıyla ortaya çıkmıştı.

Bedir’de esir olduğunda Süheyl’in ön dişlerinden ikisi sökmek i-zin isteyen Ömer’e:

– Bırak onu, belki o bir gün seni memnun edecek hale gelir… demişti.

O gün Süheyl’in Mekke’de takındığı tavır ve kalplerdeki imanı sağlamlaştıran güzel konuşması Medine’deki müslümanlara ulaşınca, Ömer b. el-Hattab Rasûlullah’ın (s.a.v.) verdiği, haberi hatırladı ve uzun süre güldü. İşte şimdi, İslam’ın, Ömer’in (r.a.) sökmek istediği Süheyl’in dişlerinden faydalandığı gün gelmişti!..

Süheyl, Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olup imanın tadını alınca kendi kendine şu sözü verdi:

Vallahi, müşriklerle birlikte yaptıklarımın aynısını müslümanlarla da yapacağım… Müşriklerle birlikteyken yaptığım harcamaların aynısını müslümanlarla birlikteyken de yapacağım. Umulur ki, bu durumum birbirini takip eder!..
O, müşriklerle birlikte uzun zaman putlarının önünde durmuştu…

Şimdi de mü’minlerle birlikte tek olan Allah’ın huzurunda saatlerce duruyordu.

Böylece namaz üstüne namaz kılıyordu.

Oruç üstüne oruç tutuyordu…

Ruhunu yücelten, Rabbinden gelen bütün ibadetlerden tam bir haz duyuyordu…

Dün İslam’a karşı düşmanlık ve savaş yerlerinde müşriklerle birlikte böyle duruyordu.

O, şimdi, Allah’tan başkasına ibadet eden Acem’in ateşini Hakkın birlikleriyle söndüren ve orada ateşe tapan milletlerin sonlarını yakan, yine Hakk’ın birlikleriyle BizanslIların ve Acemlerin zulmünü sona erdiren Kelime-i Tevhidi her yerde yayan yiğit bir asker olarak İslam ordusundaki yerini alıyordu…

Öyleyse, müslüman ordularıyla birlikte, savaşlara katılmak üzere Suriye’ye gitti.

Yermûk, müslümanların katıldığı şiddetli ve tehlikeli bir savaştı…

Süheyl b. Amr sevinçten nerdeyse kanatlanıp uçacaktı. Çünkü, o şiddetli günde cahiliye ve müşriklik hatalarını, kendileriyle sileceği şeylleri bizzat yapabilmek için bu fırsatı bulmuştu…

O, vatanını kendini unutturacak bir sevgiyle severdi…

Buna rağmen, Suriye’de müslümanlar galip geldikten sonra vatanına dönmek istemedi. Şöyle dedi:

– Rasülullah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini duydum: “Sizden birinizin Allah yolunda bir saat durması, onun için ömrü boyunca amel etmesinden daha hayırlıdır.”

Ben ölünceye kadar Allah rızası için sınırlarda bekçilik yapacağım. Mekke’ye asla dönmeyeceğim…

Süheyl sözünü yerine getirdi…

Hayatının geri kalanını, göç zamanı gelinceye kadar sınır bekçisi olarak geçirdi. Ruhu Allah’ın rahmetine hızla uçup gitti…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin