Namazda Yapılan Hareketlerin Faziletleri

Günde beş defa kıldığımız namaz hareketlerinin vücuda bir çok faydaları vardır ve tartışılmazdır. Peki kaçımız Namaz hareketlerinin anlamı biliyoruz. Bu nedenle sizler için namaz duruş şekilleri ve anlamları derledik. 

Eğer İslâm`ı tek kelime ile anlatmamız istense, “Namaz” diyebiliriz. Kur’an-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde namaza dair birçok emirler ve öğütler vardır. Bu yüzden Namaz, sultanın düzenlediği şölen yemeğine benzer. Bu yemekten doya doya yemek lazımdır. Yoksa sofra ortada dururken aç olarak beklemek, ondan yememek, akıllı insanın yapacağı bir davranış değildir. Bedeni, yani bedenle yapılan ibadetlerin en önemlisi olan namaz ve namazda yapılan her hareketin bir manasının olup olmadığı, varsa, neler olduğu insanın aklına gelebilen sorulardandır. Namazın her bir rüknünün, her bir kısmının ayrı ayrı hikmetleri bulunuyor.

1961’lerde evrimciliğin iyice alevlendirildiği günlerdeydi. Rahmetli Hacı Nazif Çelebi Süleymaniye camiinde bir öğle namazı kıldırmış, turistler de etrafına alarak imam kıyafeti içinde iken kendisine sualler sormuşlardı. Bunlar itirazcı suallerdi. Kimi, insanin maymundan geldiğini iddia etmek istiyor; kimi de, “seyrettigimiz namazınızda niçin ayakta duruyor, eğiliyor, başınızı yere koyuyorsunuz. Bunun ne manası var? Bizim gibi sandalyeye oturun, papazin duasını dinleyin yeter”, diyordu.
Rahmetli Hacı Nazif’in bunlara verdiği cevaplar hiç aklımdan çıkmaz. Ruhunu sad etmek niyetiyle size de arz edeyim seneler sonrasında.

Evrimci turiste dönerek konuşan Çelebi, söyle dedi:

– Biz namazımızda önce ayakta, sonra rükûda, sonra da secdede oluyoruz. Bunun bir hikmet ve manası sudur.

Ayakta iken ilk insan ilk babamız Âdem’in (elif)ini yazarız. Bunun için (elif) harfi gibi dimdik, upuzun dururuz.

Sonra rükûa eğiliriz. Bununla da Âdem’in (dal)ini yazmış oluruz. Geriye (mim) kalır. Onu da yere basımızı koyar, (mim) gibi olur, öyle yazarız.

Böylece her namazda babamız, Âdem’in adini yazar, maymundan geldiğimizi iddia edenleri fiilen reddetmiş oluruz. Bunun için maymunculuk iddiası bizde tutunamaz.

İkincisine gelince:

Namazımıza ilk başladığımızda ayakta iken Rabbimizin üzerimizde tecelli eden sayısız nimetlerini düşünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda minnet ve şükranla eğiliriz. Ancak bu eğilmeyi de kafi bulmayız, sonra kalkıp başımızı yere koyar, basımızla da minnetimizi dile getirmiş oluruz.

Başımızı sunun için yere koyarız. Bas bedenin tümünü de idare eden en yüce varlığımız, en kıymetli organımızdır.

Bununla demiş oluruz ki:

– Ey Rabbimiz, varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İste huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet başımızdan daha kıymetli bir organımız olsaydı onu da huzurunda iftiharla yerlere serer, minnet ve şükrümüzü onunla da ifade etmek isterdik.

Bu açıklamalardan sonra rehber turistin cevabi söyle oldu:

– Tamam tamam. Biraz daha anlatırsan grubumuza burada namaz kıldıracaksın.

Bu sırada turistin biri Çelebi’ye yaklaşıp sordu:

– Bundan sonraki namazınız saat kaçta olacak? Anlattığınız manada bir namazı ben de aranıza karışıp kılmak istiyorum. Bana çok uygun geldi bu anlayış içinde ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup Yaradan’a minnettarlığını ifade etmek. Bence de ibadet budur.

Mevlana Hazreti Şah Maksud Sadık Anga, namaz esnasında okunan övgülerin (duaların) ve vücut duruşlarının gizemini “Al-Salat” (Namaz) adlı kitabında şöyle açıklamaktadır. İbadet ederken okunan dualar ve vücut şekilleri İslam’da ibadetin özünü (içsel anlamlarını/sırrını) gösterir. Özellikle ibadetin kuralları, insan aklının ve düşüncesinin ötesindedir. Çünkü şu kesindir ki bu övgüler, İslam Peygamberi Hazreti Muhammet’in (O’na selam olsun) saf kalbine ve ruhuna açıklanmış ayetlerdir. Bu ayetler Allah’ın rahmetinden gelir ve insanların kendini fark etme yolunda kendilerine rehberlik etmesi ve kendilerini geliştirmesi için kullanılmıştır.

Namazın asıl önemi, kılındıktan sonraki nefsinden temizlenme, nefsinden vazgeçme ve bir tek Allah’a şahitlik etmedir.

Namazda, ibadet edenin kalbi, sözleri ve vücut hareketleri yalnızca bir tek gerçeği arar. Bu da Allah’ın zikri olan “la ilaha illa Allah” (Allah’tan başka Allah yoktur) zikrinin düşünülmesidir. Tıpkı Hazreti Muhammet’in söylediği gibi: “kulu, la ilaha illa Allah (De, söyle!) ve Allah’ta yok ol!

Kulu kelimesi çoğul şekliyle emir kipi halindedir ve anlamı: “Kalbini bütün arzulardan temizle ve içindeki bütün güçlerini, sözlerini ve ibadetini birlik haline getir ve la ilaha illa Allah diyerek O’nda yok ol!”dur.

Namazda niyet ve tekbirden sonra beş vücut pozisyonu vardır. Bunlar; kıyam (ayakta durma), rüku (eğilme), rükudan sonra doğrulma, sücut ve teşehhüt.

Namaz kılarken oluşan vücut pozisyonları keyfi bir tercihle veya zevke uygun olarak ortaya çıkmamıştır. Alışılagelmiş anlamı yoktur ve basit yorumlarla da anlaşılamaz. Çünkü aydınlık arştan gelmiştir, onun için namaz eksiksiz (bütüncül) doğruluk ve gerçeklikle kılınmalıdır. Niyet, tekbir, kıyam ve diğer vücut pozisyonları kutsal kelimeler olan la ilaha illa Allah’ı simgelemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin