Yemek ile ilgili Deyimler ve Anlamı

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ekmeğini yemek
1) birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak: ‘bedavadan ekmeğini yediği gazeteyi tekmeledikten sonra, aynı gazete geriye döneni tekrar bağrına nasıl basar?’ -n. F. Kısakürek. 2) geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak: oğlunun ekmeğini yiyemeden öldü.

Gâvura kızıp oruç yemek (bozmak)
Başkasına kızıp kendine zararlı olan bir iş yapmak.

Gözle yemek
1) bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak; 2) göz değdirmek: çocuğu gözle yediler.

Gün yemek
Hapis cezası almak: ‘arkadaşım altı ay gün yedi.’ -a. Gündüz..

Haram yemek
Toplumun gelenek ve göreneklerine veya dinî kurallarına aykırı olarak bir şeyi kendi yararına kullanmak, sahiplenmek.

Hatır için çiğ tavuk yemek
Bir kişiyi gücendirmemek için yapılması güç olan şeyleri bile yapmak.

Hazırdan yemek
Çalışıp kazanmaksızın elindekini harcamak: ‘hep hazırdan yiyor, içiyor, her gün fatma hanım’ın bin türlü bahanelerle parasını çekiyordu.’ -ö. Seyfettin.

İğne yemek
İğne olmak: ‘sonunda doktorların ısrarıyla bir sürü kuduz iğnesi yedi.’ -r. Erduran.

İnsan eti yemek
Birini çekiştirmek.

Kaç baharın yoğurdunu yemek
Çok yaşamak, ömrü uzun olmak: ‘hacı kalfa kaç baharın yoğurdunu yemiştir, bilirsin sen?’ -r. N. Güntekin.

Kafasının etini yemek
Başının etini yemek: ‘o, keşki sıhhatli olsaydı da her gün kafamın etini yiyeydi.’ -r. N. Güntekin.

Kafayı yemek
Argo aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek.

Karavanadan yemek
Toplu durumda aynı kaptan yemek.

Kendi kendini yemek
Açığa vurmadan içten içe üzülmek: ‘içinde çarpışan bu iki zıt kuvvetten hangisine tabi olacağını bir türlü kestiremiyor, kendi kendini yiyip bitiriyordu.’ -h. Taner.

Keseden yemek
Herhangi bir üretim yapmadan, kâr elde etmeden, hazırda bulunan veya el altında olan varlığı harcamak.

Kıtlıktan çıkmış gibi yemek
Doymak bilmezcesine yemek.

Kötek yemek
Dövülmek, dayak yemek.

Kuş gibi (kadar) yemek
Çok az yemek.

Kül yemek (yutmak)
Argo kurnazca yapılan bir oyuna düşmek, aldatılmak.

Manda gibi yemek
Çok ve acele ile yemek.

Miras yemek
1) kendine miras kalmak: ‘erkek çocuk ne kadar miras yerse kız çocuk da o kadar miras yer.’ -f. R. Atay. 2) kendine kalan mirası tüketmek: ‘son zamanlarda izmir’deki gazinocu bir amcasından beş bin liralık bir de miras yemişti.’ -h. Taner.

Pandik yemek
Elle sarkıntılığa uğramak.

Para yemek
1) gereksiz olarak çok para harcamak; 2) çok para harcatmak; 3) görevli bulunduğu yerin imkânlarından yararlanarak para çalmak, rüşvet almak.

Tavuk ayağı yemek
Gevezelik etmek, dedikodu yapmak: ‘a, o nasıl lakırtı, dedi. Bunlar da tavuk ayağı yemişler, ağızlarında bakla ıslanmıyor.’ -m. Ş. Esendal.

Tencerede pişirip kapağında yemek
Geçinme konusunda var olanla yetinmek.

Tıka basa yemek
Mideye sıkıntı verecek kadar çok yemek.

Yağmur yemek
Yağmurda iyice ıslanmak, sırılsıklam olmak: ‘ben önde, nezir arkada, çamurlu yoldan, yağmur yiye yiye elimdeki pilli fenerin ışığında yürüyoruz.’ -r. H. Karay.

Yemek çıkarmak
Ağırlamak için yemek sunmak.

Yemek seçmek
Bazı yemekleri sevmemek.

Yemek vermek
Konukları yemeğe çağırmak.

Zılgıt yemek
Azar işitmek: ‘dün akşam benden yediği zılgıttan adamakıllı afallamış görünüyordu.’ -r. N. Güntekin.

Zurnacının karşısında limon yemek gibi
Birinin zihni çelinip işini göremeyecek duruma getirildiği anlatılırken söylenen bir söz.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin eskort -
deneme bonusu
- deneme bonusu veren siteler - Goley90 Giriş - youtube beğeni satın al - buy youtube likes - istanbul escorts - beşiktaş escort - beylikdüzü escort - postegro - deneme bonusu veren siteler - deneme bonusu veren siteler - istanbul escort - bonusu veren siteler - sahabet güncel adres - onwin kayıt - Aviator oyna - izle porno - buy twitter followers - yabancı dizi