Muhammed Bin Vasi El Ezdi Yezid Bin El Mühellebi

MUHAMMED B. VASİ’ EL-EZDÎ YEZID B. EL-MÜHELLEB’LE
“Amirlerin kurrası vardır, zenginlerin kurrası vardır. Muhammed b. Vasî Rahmanın kurrasındandır.” -Malık b. Dınar-

Şimdi, müminlerin emîri Süleyman b. Abdülmelik’in halifelik devrindeyiz.

İşte şu, Islâm’ın çekilmiş kılıçlarından biri Horasan’ın güçlü ve kabiliyetli valisi Yezîd b. el-Mühelleb b. Ebî Sufre.

Şehit olmayı isteyen ve sevap uman gönüller dışında, yüzbin kişiye varan ordusuyla düşmanın üzerine yürüyor…

O, Cürcan ve Taberistan’ın1 fethine karar vermişti…

Yanındaki gönüllülerin başında yüce tabiî Muhammed b. Vasi el-Ezdî el-Basrî vardı…

O, fukahaların süsü lâkabını almış…

Basra’nın abidi diye tanınmıştı.

O, Resûlullah’ın (s.a.v.) hizmetkârı yüce sahabî Enes b. Malik el-Ensarfnin öğrencisiydi.

Yezîd b. el-Mühelleb ordusuyla Dihistan’a inmişti.

Orada çok güçlü bir Türk kavmi oturuyordu…

Onların kaleleri de çok muhkemdi…

Onlar her gün müslümanlarla savaşmaya çıkarlardı.
Yorulunca, dağın tepesindeki muhkem kalelerine çekilirlerdi.

Muhammed b. Vasi, bünyesi zayıf ve yaşı ileri olmasına rağmen bu savaşta büyük bir yararlık göstermişti…

Müslüman askerleri, onun yüzünde parlayan iman nuruyla huzur buluyorlar…

Tatlı dilinden saçılan zikrin hararetinden dolayı gayrete geliyorlar…

Sıkıntı anlarında kabul edilen dualarıyla içleri rahat ediyordu…

Ordu komutanı savaşa çağırdığı zaman şöyle seslenmek adetiydi:

“Ey Allah’ın atları! Binin…

Ey Allah’ın atları! Binin…”

Müslüman askerleri onun sesini duyar duymaz karayelin estiği gibi düşmanlarıyla savaşa koşarlar…

Kavurucu sıcağı olan günde susuzun soğuk suya atıldığı gibi savaş meydanına atılırlardı…

Şiddetli çarpışmalardan birinde, düşman saflarından öylesine gözün görmediği iri ve büyük bir savaşçı çıktı.

Ondan daha kuvvetli, daha cesur ve daha azimlisi yoktu…

Saflar arasında dolaşmaya başladı ve nihayet müslümanları yerlerinden oynattı…

Müslümanların kalplerine korku verdi.

Daha sonra meydan okuyarak onları devamlı düelloya davet etmeye başladı.

Muhammed b. Vasi onunla düello etmeye niyet edince müslüman askerleri onun bu davranışından etkilendiler ve birisi ona gelip bunu yapmamasını ve bu işi kendisine bırakmasını söyledi.

Yaşlı Muhammed b. Vasi onun isteğini kabul etti ve Allah’ın yardımıyla galip gelmesi için Allah’a dua etti.

Düellocular güçlü aslanlar gibi hemen birbirlerine girdiler…

Bütün askerlerin gözleri ve kafaları onlara takılmıştı.

Bütün güçleriyle bir saat birbiriyle dövüştüler.

Aynı anda kılıçları birbirlerinin başlarına birer darbe indirdi.Ancak Türk düellocunun kılıcı müslüman düellocunun miğferinde kaldı.
Müslüman düellocunun kılıcı Türk’ün alnına indi ve başını ikiye
yardı…

Muzaffer asker gözün öylesine şahit olmadığı bir manzarayla müslümanların saflarına döndü…

Bir elindeki kılıçtan kan damlıyor…

Miğferine saplı diğer kılıç da güneşin ışıkları altında parlıyordu…

Müslümanlar onu Lailâhe llla’llah, Allahu Ekber ve el-Hamdü lillah sözleriyle karşıladı.

Yezîd b. Mühelleb, iki kılıcın ve miğferin onun üzerinde parlayışını görünce:

“Ne mutlu böyle bir yiğidin babasına!

Bu ne adam!!” dedi.

Ona şöyle cevap verildi:

“Bu, Muhammed b. Vasi el-Ezdî’nin dualarının mübarekleştirdiği bir adamdır.”

Türk düellocunun yere yıkılmasından sonra güç dengesi değişti. Ateşin kuru otların arasında yayıldığı gibi düşmanların içine korku yayıldı.

Müslümanlar da savaşmak ateşiyle tutuştular.

Sel gibi düşmanların üzerine aktılar.

Tasmanın boynu sardığı gibi onları sarıp kuşattılar.

Onların su ve azıklarını kestiler.

Hükümdarları barış anlaşması yapmaktan başka bir çare bulamadı…

O, barış teklif etmek, elindeki şehirlerin içindekilerle ve herşeyiyle birlikte teslime hazır olduğunu, ancak canına, malına ve ailesine dokunmayacağına dair teminat vermesi için Yezîd’e elçi gönderdi.

Yezîd onun barış teklifini kabul etti ve taksit taksit kendisine yedi yüz bin dirhem, peşin dört yüz bin dirhem, dört yüz Zaferan1 yüklü hayvan vermesini, her birini elinde gümüş bir kâse, başında, ipekten bir baş örtüsü, onun üzerinde kadife bir taylesan ve askerlerin hanımlarının giymesi için bir elbise bulunan dört yüz adam göndermesini şart koştu.

Savaş bitince Yezîd b. Mühelleb muhafızına şöyle dedi:

“Bütün hak sahiplerine haklarını vermemiz için ganimetlerimizi say.”

Muhafız ve beraberindekiler ganimetleri saymaya çalıştılar ama beceremediler.

Böylece ganimetler askerler arasında göz kararıyla paylaştırıldı.

Müslümanlar bu ganimetler arasında halis altından yapılmış, inci ve mücevherlerle süslenmiş ince nakışlarla işlenmiş bir taç bulmuşlardı…

Bütün boyunlar ona doğru uzanmıştı…

Gözler onun incilerine takılıp kalmıştı…

Yezîd onu eline alıp askerlerden görmeyenlerin görmesi için yukarı kaldırmış ve şöyle demişti:

“Bu tacı istemeyen birisinin olduğunu zannediyor musunuz?!”

Onlar şu cevabı verdiler:

“Allah komutanı iyilikle devam ettirsin.

Onu kim istemez ki?!”

O da şöyle dedi: “Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti arasında, dünya dolusu benzeri olsa bile, onu istemeyen birisinin mevcut olduğunu göreceksiniz…”

Daha sonra odacısına dönüp:

“Bize Muhammed b. Vasi’ el-Ezdî’yi bulup getir” dedi.

Odacı onu aramaya başladı.

Sonunda onu nafile namaz kılmak, Allah’a yalvarıp yakarmak üzere halktan uzak bir köşeye çekilmiş olarak buldu.

Yanına varıp:

“Komutan seninle görüşmek ve hemen yanına gitmeni istiyor.”

Odacıyla birlikte komutanın yanına gitti, emîrin yanına varınca selâm verip yanına oturdu.

Emîr selâmını onunkinden daha güzel bir şekilde aldı.

Daha sonra tacı eliyle kaldırıp şöyle dedi:

“Ebu Abdillah! Müslüman askerleri bu değerli tacı kazanmışlar.Bunu sana ikram etmeyi ve senin nasibin yapmayı düşündüm. Askerler de buna razı oldular.” O da şu cevabı verdi:

“Ey Emîr! Onu benim payıma mı geçirmek istiyorsun?!”

Emîr: “Evet o senin nasibindir” dedi.

Muhammed b. Vasî: “Benim ona ihtiyacım yok emîr!

Allah senden ve onlardan razı olsun” dedi.

Emîr: “Yemin ettim, onu mutlaka sen alacaksın” dedi.

Emîr yemin edince Muhammed b. Vasf tacı aldı ve izin isteyip oradan ayrıldı.

Muhammed b. Vasfi tanımayanlardan birisi:

“İşte o tacı kendine ayırdı ve çekip gitti” dedi.

Yezîd uşaklarından birine, gizlice Muhammed’i takip etmesini, tacı ne yaptığına dikkat etmesini ve ona bilgi getirmesini emretti.

Muhammed b. Vasî’in haberi olmadan uşak onu takip etti.

Muhammed b. Vasî, taç elinde yoluna devam etti. Karşısına saçı başı dağınık, perişan vaziyette bir adam çıktı ve şöyle diyerek ondan bir şey istedi: “Allah’ın malından lütfet…”

Muhammed b. Vasî, sağına, soluna ve arkasına baktı, kendisini kimsenin görmediğine kanaat getirince tacı dilenciye verdi ve arkasından sevinç ve neşeyle yürüdü…

Sanki o sırtına yük olan bir ağırlığı üzerinden atmış gibiydi…

Uşak, dilencinin kolundan yakalayıp emîre getirdi ve ona olanları anlattı.

Emîr tacı dilenciden aldı, onun yerine birçok para verdi ve onu memnun etti.

Daha sonra askerlere dönüp şöyle dedi:

“Size Muhammed ümmeti içinde hâlâ bu tacı ve benzerlerinin benzerlerini istemeyen kimse var mı diye sormuştum?”

Muhammed b. Vasî’ el-Ezdî, Yezîd b. el-Mühelleb’in sancağı altında müşriklerle savaşmaya devam etti ve nihayet hac zamanı yaklaştı.

Önünde çok kısa bir süre kalınca Yezîd Ibn Mühelleb’in huzuruna girip hac görevini yapmaya gitmek için ondan izin istedi.Yezîd ona şöyle dedi: “İzin senin elinde, Ebu Abdillah! İstediğin zaman git.

Sana, haccını yerine getirmede ihtiyacını karşılayacak bir miktar paranın verilmesini emrettik.”

Yezîd’e şöyle sordu: “Ey emîr! Askerlerinden herbirine böyle para verilmesini emredecek misin?!”

Emîr: “Hayır” dedi.

Öyle olunca: “Bana müslüman askerlerine verilmeyen farklı bir şey verilmesine ihtiyacım yok” deyip ona veda etti ve ayrıldı…

Muhammed b. Vasf el-Ezdî’nin yolculuğu, onunla sohbet etmek şerefine nail olan müslüman askerlerine zor geldiği ve muzaffer ordularının onun bereketlerinden mahrum oluşuna üzüldükleri gibi, Yezîd b. el-Mühelleb’e de zor gelmişti.

Onlar haccını yerine getirince onun tekrar yanlarına dönmesini temenni ettiler.

Bunda bir gariplik yoktu. Her tarafa yayılan müslüman komutanları, Basra’nın abidi Muhammed b. Vas? el-Ezdî’nin ordularının saflarında bulunmasını çok istiyorlardı.

Onun kendileriyle birlikte bulunmasından birçok hayır bekliyorlar.

Onun duaları bereketine, Aziz ve Celîl olan Allah’ın kendilerine kesin zafer vermesini umuyorlardı…

Kendi gözlerinde küçük, Allah’ın ve halkın yanında büyük olan bu kişiler ne değerlidirler.

Böyle eşi, benzeri bulunmaz bu büyük kişilere sahip olan tarih ne yücedir.

Basra’nın abidi Muhammed b. Vasî’ el-Ezdî ile bir daha görüşmek üzere.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin