M Harfi ile ilgili Başlayan Deyimler ve Anlamları

Bugün ki makalemizde m harfi ile ilgili deyimleri ve anlamlarını derledik. Kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan deyimler hem yazılarımıza hem de konuşmalarımıza derinlik katar. Bu nedenle alfabemiz’de bulunan A’dan Z’ye kadar harf harf deyimleri ve yanında anlamı ile hazırladık. İşte Alfabemizin ilk harfi olan “M” harfi ile başlayan deyimler..

Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez. Deyim, belli bir kavramı, belli bir duygu ya da durumu dile getirmek için birden çok sözcüğün bir arada, seyrek olarak da tek bir sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşan sözdür.

Deyimler çok büyük bir oranda mecaz anlamda kullanılır ancak gerçek anlamda kullanılanlara da rastlanmaktadır. Deyimi oluşturan sözcüklerin kimileri gerçek anlamını yitirerek mecaz anlam kazanırlar. Mecazlı anlatım, söze güzellik ve akıcılık katar.Türkçe, deyimler bakımından çok zengin bir dildir. Deyimler, göz önüne kuvvetli imgeler getiren sembollü sözlerdir. Halkın dikkatli ve zeki görüşlerinden doğmuştur.

Maaş bağlamak : Bir kimseye her ay ödemek üzere belli bir parayı vermeyi üzerine almak.


Madalyanın öteki (öbür, ters) yüzü (tarafı) : Yolunda giden bir işin, gözden uzak tutulması gereken olumsuz yönü.


Madara etmek : 1. Birinin sahtekarlığını ortaya çıkarmak. 2. Birini utandırmak, mahcup etmek. 3. Bir şeyin sahte olduğunu ortaya çıkarmak.


Madik atmak (etmek, oynamak) : Birini aldatarak zarara uğratmak, tuzağa düşürmek, dolap çevirmek.


Mahalleyi ayağa kaldırmak : Bağırıp çağırarak, etraftakileri, komşuları rahatsız etmek, telaşa vermek.


Mahkeme duvarı : Somurtkan, asık surat, duygusu yüz ifadesi.


Mahkemelik olmak (düşmek) : Aralarında anlaşmazlık olan kişilerin, sorunlarının çözümü için mahkemeye başvurması, anlaşmazlık konusunun mahkemeye taşınması.


Mahmurluğu üstünde olmak (düşmek) : Uykunun etkisinden kurtulamamış olmak.


Mahremiyetine girmek : Bir insanın özel hayatını, kişisel bilgilerini bilecek kadar yakın olmak.


Mahşer gibi : Çok kalabalık.


Mahşer midillisi : Boyu kısa fitneci, ara bozucu.


Makaraları koyvermek (salıvermek, tutamamak) : Kendini tutamayarak kahkaha ile gülmek, kendinden geçercesine kahkaha ile gülmek.


Makas almak (geçmek) : Yanağı orta parmağı le işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak.


Makbule geçmek : İşe yaramak, memnuniyetle karşılamak, hoşa gitmek, beğenmek.


Mal bulmuş Mağribi gibi : Büyük bir zenginliğe kavuşmuş gibi sevinçle, büyük coşkuyla.


Mal canlısı : Mala çok düşkün olan kişi.


Mal etmek : 1. Kendisine ait olmayan bir şeyi, kendisininmiş gibi göstermek. 2.Bir şeye bir değer karşılında sahip olmak.


Malın gözü : 1. Kurnaz , açıkgöz, çok bilmiş. 2. Aşağılık ve zarar verebilecek kimse. 3. En iyi cins mal.


Malum olmak : Olacak şeyi tahmin etmek, içine doğmak.


Malumu ilam : Herkesçe bilinen bir şeyi açıkça dile getirmek.


Mana (anlam) vermek : 1. Bir davranış ya da söze, onun düşünmediği ve aklından geçirmediği bir anlam vermek. 2. Bir şeyi kendi duygu ve düşünce doğrultusunda yorumlamak.


Maneviyatı bozulmak (kırılmak) : Kendine güveni kalmamak, cesaretini yitirmek.


Mangalda kül bırakmamak : Yapamayacağı şeyleri yapabilecekmiş gibi söylemek, yüksekten atmak.


Mani yakmak : Duygularını türkülerle, manilerle dile getirmek.


Mantar gibi yerden bitmek : Bir çok sayıda birden ortaya çıkmak, kendiliğinden birden ortaya çıkmak.


Marmara çırası gibi yanmak (tutuşmak) : Perişan olmak, mahvolmak.


Mars olmak : 1. Karşısındakine cevap veremeyecek, söz söyleyemeyecek duruma gelmek, bozulmak. 2. Tavlada yenilmek.


Mart içeri, pire dışarı : Rahatsız edici bir kişi gidip, arkasından yine rahatsız edici bir kişi gelince söylenir.


Mart kedisi gibi damlarda dolaşmak : 1. Çok çapkın, uçarı, azmış kişi. 2. Tartışacak, kavga edecek birini aramak.


Martaval atmak : Yalan ve uydurma söz söylemek.


Masal okumak : Birini boş sözlerle kandırmaya çalışmak.


Masrafa girmek : Bir iş için çok para harcamak.


Maşallahı var : Nazar değmesin, çok güzel, çok iyi durumda.


Maşası olmak : Kötü emelleri için biri tarafından araç olarak kullanılmak.


Mat etmek : 1. Satranç oyununda rakibini yenmek. 2. Bir tartışmada düşüncesini kabul ettirip, karşısındakini cevap veremez duruma düşürmek.


Matrağa almak (Matrak geçmek) : Birini alaya almak, dalga geçmek, o kişiyle eğlenmek.


Maval atmak (okumak) : Yalan söylemek, yalan haber vermek.


Mavi boncuk vermek (dağıtmak) : Birçok kişiye birden sevgi göstermek ve bu kişileri, bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak.


Mayası bozuk : Ahlaksız, terbiyesiz, soyu sopu belli olmayan.


Maymun gözünü açtı : Geçen bir olaydan ders alındı, artık aklı başına geldi, akıllandı.


Maymun iştahlı : Hevesi çok çabuk geçen, bir gün birini başka bir gün başka birini, başka bir şeyi beğenen.


Maytaba almak : Alaya almak, dalga geçmek.


Mekik dokumak : İki yer, ya da iki kişi arasında sık sık gidip gelmek.


Men dakka dukka : Hile ile yapılan aldatmaca iş. Aldatan da bir gün aldatılır.


Merak salmak (sardırmak, sarmak) : Bir şeyi öğrenmek, yapmak, edinmek isteğine kapılmak.


Meraktan çatlamak : 1. Bir şeyi öğrenmek için aşırı istek duymak. 2. Çok kaygılanmak.


Merdiven dayamak : Belli bir yaşa veya aşamaya varmış olmak.


Merhabası olmak : Biriyle tanışıklığı bulunmak.


Mesafe bırakmak (koymak) : Aşırı samimi olmamak için aradaki resmiyeti korumak veya araya mesafe koymak.


Mesele çıkarmak : Ortada bir sorun yokken anlaşmazlık çıkarmak.


Mesele yapmak : Önemli olmayan bir konuyu önemliymiş gibi ortaya atmak, diline dolamak.


Meteliğe kurşun atmak : Hiç parası olmamak.


Metelik vermemek : Küçümsemek, değer vermemek, önemsememek.


Meydan dayağı : Ceza olarak açıkta, kalabalık içinde suçlulara atılan dayak.


Meydan okumak : Herhangi bir konuda çekinmediğini, korkmadığını, kavgaya hazır olduğunu belirtip karşısındakini korkutmak.


Meydan vermemek : Kötü bir durumun yaratılmasına fırsat vermemek.


Meydana çıkarmak : 1. Açıklığa kavuşturmak. 2. Bulup ortaya çıkarmak.


Meydana gelmek : Olmak, belli bir varlık kazanmak.


Meydanı boş bulmak : Çekinilecek ya da kendine engel olabilecek kimse bulunmadığından aşırı davranışlarda bulunmak, istediğini yapmaya çalışmak.


Mezar kaçkını : Güçsüz, kuvvetsiz, çok zayıf kimse.


Mırın kırın etmek : İstenileni yapmamak için türlü nedenler ortaya atmak, nazlanmak.


Mızıkçılık etmek : 1. Bir oyunda kurallara uymamak. 2. Bir işi türlü bahanelerle bozmaya çalışmak.


Mide bulandırmak : 1. Kuşku uyandırmak. 2. Kusacak hale gelmek.


Mide fesadı : Farklı farklı çok fazla yenilen yiyecekten sonra oluşan sindirim bozukluğu.

Midesi almamak (götürmemek, kabul etmemek, kaldırmamak) : 1. İğrenme, hastalık gibi nedenlerden dolayı yenilen bir şeyi yiyememek. 2. Çirkin bir şey, bir olay karşısında huzursuz olmak, tiksinmek.


Mim koymak : 1. Unutmamak için gerekeni yapmak, işaret koymak. 2. Damgalamak. 3. Önemli bularak dikkati çekmek. 4. Birini kötü bellemek.


Minder çürütmek : İşsiz güçsüz, tembel tembel oturmak.


Miskinler tekkesi : İşsiz güçsüz, tembel kişilerin toplandığı yer.


Modası geçmek : 1. Moda olmaktan çıkmak. 2. Artık anımsanmamak.


Mola vermek : Çalışmaya ya da yolculuğa bir süre ara vermek.


Muaf tutmak : Zorunlu tutmamak, ayrıcalık tanımak.


Muallakta kalmak (olmak) : Ne yapılacağı konusunda ortak bir karara varmamak, sürüncemede kalmak.


Muhallebi çocuğu : Tecrübesiz, toy kimse.


Muhasebesini yapmak : Bir şeyin olumlu ve olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak.


Muhit edinmek (yapmak) : Çevresinde dostlar, arkadaşlar edinmek, çevre yapmak.


Mum etmek : Birini yumuşatmak, düzeltmek.


Muma çevirmek (döndürmek) : Her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak.


Mumla aramak : Çok isteyerek ve özenle aramak.


Muradına ermek : İsteği gerçekleşmek, dileğine kavuşmak.


Muşmuşla suratlı : Çirkin, yüzünde pek çok kırışık olan, asık suratlı.


Münasebetli münasebetsiz : Yerli yersiz, yakışık almayan, yakışıksız.


Mürüvvetini görmek : 1. Evladının çalışıp yardım etmesiyle rahat etmek, rahat yaşamak. 2. Evladının sünnet, evlilik, yaş günü gibi mutlu günlerini görerek sevinmek.


Müslüman mahallesinde salyangoz satmak : Bir şeyi ona ihtiyaç duymayacak çevreye götürmek.


Müşahede altına almak : Gözetim altına alarak bir kimseye bakmak.


Müşteri kızıştırmak : Bir malı satabilmek için müşterileri özendirici yollar izlemek.


Müzevirlik etmek : Kişiler arasında söz getirip götürmek, bu nedenle ara bozmaya sebep olmak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here